İçeriğe geç

Abdurrahman Abi çok zeki, çok idrakli, âdeta dâhî birisi imiş. Dehâsıyla beraber vefa ve sadâkati de tammış. Ayrıca, Üstad’ın, Ehl-i Beyt hakkında, “(Onlar) teslim, iltizam ve tarafgirlikte çok ileridedirler. Çünkü İslâmiyet’e fıtraten, neslen ve cibilliyeten taraftardırlar.”4 dediği gibi, onun cibillî bir bağlılığı da bulunduğundan dolayı Üstad’a ziyadesiyle teslim ve tarafgirmiş; gözünü tamamen ona ve yazdıklarına dikmiş, kendisini amcasının yoluna adamış. Üstad onu, hem vazife-i uhreviyesinin kuvvetli bir medarı ve kendisinden sonra yerine geçecek bir hayrülhalef, hem de bu dünyada en fedakâr bir teselli kaynağı, bir arkadaş, en zeki bir talebe, bir muhatap ve Nurların en emin muhafızı olarak görmüş. Yine Bediüzzaman’ın yorumlarıyla ifade edecek olursak, nasıl ki Peygamber Efendimiz’in, Hazreti Hasan ve Hüseyin’e karşı küçüklüklerinde gösterdikleri fevkalâde şefkat, yalnız yakınlık duygusundan gelen cibillî bir muhabbet değil, onların Peygamber vârisi olan gayet ehemmiyetli bir cemaatin menşei ve mümessilleri olmaları cihetiyledir. Yani, Efendimiz’in, Hazreti Hasan’ı kucağına alarak onun başını öpmesi, Hazreti Hasan’ın torunlarından Gavs-ı Âzam Şah-ı Geylânî gibi pek çok zatlar hesabınadır. Allah Resûlü, o zatların istikbalde yapacakları hizmetleri nazar-ı nübüvvetle görüp takdir ve istihsan etmiş; bu takdir ve teşvikine alâmet olarak da Hazreti Hasan’ın başını öpmüştür.5 Üstad Hazretlerinin, biraderzâdesi Abdurrahman Abi’ye gösterdiği sevgi ve alâka da cibillî olmaktan ziyade böyle bir beklenti ve ümidin neticesidir.

153