İçeriğe geç

Evet, kendi mertebe ve seviyelerine göre mü’minlerin Allah sevgileri de, başkalarına karşı aşk u alâkaları da izafîdir. Çünkü, sevgi, mârifetin bağrında boy atar, gelişir; herkes ilim ve irfanı nispetinde bir sevgi derinliğine ulaşır. Kim Cenâb-ı Hakk’a ne kadar inanıyorsa O’nu işte o kadar sever. Bu açıdan da sevgi izâfîdir. Dolayısıyla, insanların inanç mertebelerine göre sevgi mertebeleri vardır. Yani, düz bir insan, kendi seviyesinde bir çeşit Allah’la münasebet içindedir; o kendi mertebesine göre bir aşk u alâkaya ulaşmıştır. Düz insan, ilme’l-yakîn merdiveninde yükseliyor demektir ama ilme’l-yakînin de belki yüz basamağı vardır. Bir kul, ilme’l-yakînden ayne’l-yakîne, ondan da eğer dünyada mümkün ise, hakka’l-yakîne geçerek mârifetini derinleştirebilir ve mârifetinin derinliği nispetinde de Cenâb-ı Hak’la daha farklı bir münasebet içine girer, daha engin bir Allah sevgisine erişir. Öyleki, bu mertebelerden ‘ayne’l-yakîn’ basamağına çıkabilenler, bütün kâinatı bir Kur’ân gibi okuyabilecek dereceye erer ve her varlığın bir dil olup O’nu anlattığını duyar gibi olur. Tevbe, inâbe ve evbe kapılarından yakîn koridoruna giren bir kul, teyakkuz içinde ve sabırla mârifet mertebelerini kat’ederse zamanla aşk, şevk, iştiyak, üns, rıza ve temkin makamlarına da ulaşabilir. Evet, O’nun adı duyulduğu zaman burun kemikleri sızlayacak kadar sevdalanmaya aşk; O’nun sevgisinden hâsıl olan istek, neşe ve sevinçle devamlı köpürüp durmaya şevk; bunların, insan tabiatının bir derinliği hâline gelmesine iştiyak; O’ndan gelen her şeyi gönül hoşnutluğuyla karşılamaya rıza; duyma, hissetme ve O’nun sevgisiyle kendinden geçme hislerine karşı dikkatli davranarak kulluk edebini korumaya da temkin diyoruz ki bunların her biri Allah sevgisinin değişik dalga boyundaki tecellîleri ve neticeleridir.

146