Evet, Cenâb-ı Allah bir Abdurrahman’ı alıyor; fakat, öbür tarafta elli tane Abdurrahman ihsan ediyor. Ayrıca, murad-ı Sübhânîsini biz insanların hesap edemeyeceğimiz şekilde isabetli olarak ortaya koyuyor. Üstad’ın iradesi dışında onu daha hayırlı ve salim bir yola sevk ediyor. Şöyle ki: Eğer bir şey yapmak istiyorsanız, köyünüz, aşiretiniz, kabileniz ya da anne-babanızla münasebetiniz açısından size yakın olan insanları değil, nesep itibarıyla size uzak olsalar da duygu ve düşünce noktasından yakın olanları yanınıza alırsanız daha isabetli davranmış ve uzakları yaklaştırmış olursunuz. Bu yolda belki bazı yakınlarınıza bir kısım mahrumiyetler yaşatmak zorunda kalırsınız ama, iki-üç tane kendi yakınınıza bedel, uzaktan bin tane yakın kazanırsınız ve herhangi bir kıskançlığa da maruz kalmaz, meydan vermezsiniz. Aksi halde, yakınlarınız biraz öne çıkınca ve etrafınızı sarınca, yakın olması mümkün olan uzaktaki pek çok kimseyi tamamen uzaklaştırmış olursunuz. Öyleyse, hakperest olmak lazım; yakın ve önde olmak kimin hakkıysa onun yakında tutulması ve öne çıkarılması lazım. Kardeşiniz değil, kardeşinizin oğlu değil, amcanız ya da amcanızın oğlu değil; kabileniz, aşiretiniz, köylünüz, kentliniz de değil.