İçeriğe geç

Evet onlar, gönüllerde sevgi tahtı kurmak, insanlığa bugüne kadar duymadığı nağmeleri duyurmak ve kendi değerlerimize karşı sempati uyarmak niyetiyle düştüler yollara. Müslümanlığın gerçek çehresini ve gülen yüzünü ortaya koymak, onu kendi güzellikleriyle sunmak lazımdı. Tabiî ki, afedersiniz, goriller gibi ellerini göğüslerine vurarak, kin ve nefret soluyarak yapamazlardı bunu; milletin içine korku salarak din duygusunu akıtamazlardı gönüllere. Bundan dolayı, onlar, bir ayaklarını bulunmaları lazım gelen yere sağlamca bağladı, hep vuslat, üns billah ve maiyyet peşinde olup O’nu düşündüler; diğer ayaklarını da –Hazreti Mevlâna ifadesiyle– yetmiş iki millet içinde döndürdü; tattıklarını onlara da tattırmak, duyduklarını onlara da duyurmak, onları da iman burcuna ulaştırmak için sevgi, hoşgörü, diyalog ve herkesi kendi konumunda kabul gibi esaslarla belde belde dolaştılar.

Kim Kâfir?

Neylersiniz ki, sayıları az da olsa, bazı insanlar bu hayırlı faaliyetleri bir “gâvurlaşma” ve “gâvurlaştırma” gibi kabul ettiler; mantığını anlamakta zorluk çektiğim bir yaklaşımla, maalesef, bu harekete gönül vermiş insanlar hakkında dalâlet ve küfür isnadında bulundular. Âyet ve hadislere sadece bir açıdan bakarak ve siyak-sibak bütünlüğünü kopararak yaptıkları yorumlarla, onlar hakkında “bid’atkâr”dan “kâfir”e kadar bir sürü ithamlarda bulundular. Çoğu zaman, en masum söz, tavır ve davranışları bile kendi garazlarından dolayı yanlış vadilere çekti; bazen de bazı arkadaşların –eğer varsa– ferdî hatalarını bu faaliyetleri destekleyen bütün gönüllülere yükleyerek, hepsini birden tekfir ettiler.

263