İçeriğe geç

Bu açıdan, güzel söz söylemek, iyi laf etmek önemli değildir. Dilin bir yararlı yanı vardır o da, hâlden zuhur eden şeylerde bir iğlâk ve ibhâm, kapalı ve belirsiz ifade varsa onları açma, şerhetme vazifesini görmesidir. Öyleyse, hâlimiz daima dilimizin önünde olmalı, tavır ve davranışlarımız sözlerimize yön vermelidir ki hem Allah nezdinde yalancı olmayalım, hem de insanlar nazarında kendi itibarımıza dokunmayalım. Âleme bazı şeyleri telkin ederken onun berisinde başka haltlar karıştırmamamız, müstakim olmamız lazım. Evet, müstakîm görünmek değil, mustakîm olmak lazım. Allah Teâlâ, “Öyleyse ey Resûlüm, sen beraberinde olup tövbe edenlerle birlikte, sana nasıl emredilmişse öyle dosdoğru hareket et, istikamet üzere ol.”3 buyuruyor. “Sadece sözlerinizde müstakim olun, başkalarını ikna edecek şekilde söz düzgünlüğüne bakın.” demiyor. فَاسْتَقِمْ كَمَۤا أُمِرْتَ buyuruyor; yani, “Nasıl emrolundunsa tavır ve davranışlarınla öyle dosdoğru ol” diyor. Evet, dinimizde “olma” önemlidir, görünme değil; yaşama ve tatbik etme önemlidir; söyleme ve telkin değil. İslâm, yeryüzünde “görünme” ve riyâkarlığın kökünü kesmek, “olma” ve anlatılanları yaşamayı hâsıl etmek için gelmiştir. Dolayısıyla, müessir olabilmeniz de bir yönüyle anlattıklarınızı yaşamanıza bağlıdır. Yaşarsanız müessir olursunuz, Allah’ın izniyle. Çünkü, siz kalbleri fethe tâlipsiniz, gönüllere girmek istiyorsunuz. O çok zor bir meseledir; zira, kalblerin kilidinin anahtarı sadece Allah’ın elindedir. Oraya nüfûz edebilme ancak Allah’ın yardımıyla, inayetiyle mümkündür. O kilidi açacak, sözlerinizin hedefine ulaşmasını sağlayacak ve tesiri yaratacak Allah’tır. Siz Allah’ın yanında değilseniz, maiyyete mazhar değilseniz, kat’iyen müessir olamazsınız. Evet, tesir sözlerde değildir; o sözlerin hâle tercüman olmasında ve Allah rızası gözetilerek söylenmesindedir.

Kulaklar Doydu, Gözler Aç!..

137