İçeriğe geç

Başkalarına hak ve hakikatleri ulaştırmada kullanılması gereken dil de, kâlden ziyade Müslümanın hâl dili olmalıdır. Mühtedîlerin İslâm’a koşmalarının arkasında pozitif ilimlerin ve rasyonalizmin dilinden daha güçlü ve tesirli bir beyan, sözden daha güçlü bir lisan vardır ki, o da İslâm’ın, temsil yoluyla seslendirilen hâl besteli, Kur’ân ve Sünnet güfteli ruhî hayatıdır. Malumunuz: Hazreti İsa’nın havarileri de ashab-ı kiram efendilerimiz de, değişik milletlerle temasa geçtikleri ve onlara hakkı, hakikati anlattıkları dönemlerde o milletlerin dillerini bilmiyorlardı, onların kültürlerine de yabancıydılar. Fakat, hâl, tavır ve davranışlarıyla, materyalizme kilitlenmiş gönüllere, büyük ölçüde maneviyata dayanan, maneviyat kaynaklı ve maneviyat buudlu hakikatleri anlatmaya muvaffak oldular. Önlerindeki kocaman badireleri nasıl aştılar? İnsanların ölmeye yüz tutmuş gönüllerine nasıl ulaştılar? Nasıl oldu da onca insanı Allah’a iman nuruyla buluşturdular? Bu soruların cevabı, “İman ve İslâm’ın, hakkıyla inanmış gönüllere kazandırdığı hâl diliyle” olsa gerek.

136