Eğer bir kul, bunların bazılarını eksik ve kusurlu yaparsa, meselâ; irade planında Allah’la münasebet içinde olur, diler, kasteder ama latîfe-i rabbaniyesini hiç hesaba katmaz, onu da mamur kılmayı düşünmezse, Allah’ın huzurunda dururken, latîfe-i Rabbaniye ufkundan O’nu temâşâ arzusunu aklının köşesinden bile geçirmezse, belki Allah’ın inayetiyle, o da kurtulur; fakat, latîfe-i rabbaniyenin yaratılış hikmetini ve gayesini de ihmal etmiş, vazifelerini kırık, çıkık ve çatlak olarak ortaya koymuş olur. Meselâ, zannediyorum, namaz ebedi yolculukta enîs olacak, gökçek yüzlü, boyu posu, edası endamıyla hiçbir tarafı tenkit edilemeyecek uhrevi bir misalî vücuda sahiptir. Eğer onu eda ederken şeytanın hırsızlığına mani olamazsanız, şeytanı rükunuzdan, secdenizden kovamazsanız, o azgın düşman, namazın bir sağına vurur, bir soluna; bir yandan kıyamını götürür, bir yandan kıraatini, namazınızı öyle yaralar ve o hale getirir ki; onun misâlî vücudu da kırık çıkıklara maruz kalır ve ahirette size ne der bilemiyorum. Mutlaka diyeceği şeyler vardır. “Allah hayrını versin beni zayi ettin” mi der, “Sen beni zayi ettin, Allah da seni zayi etsin” mi der, bir şey der mutlaka. Öyle bir namaz sakat olur, kör, topal, sağır hâle gelir. Üzerinizden atıyor gibi alelacele kıldığınız namaz, beraber bulunmaktan nefret duyacağınız, onunla olmayı istemeyeceğiniz, abus çehreli, çirkin mi çirkin bir varlık olarak berzah hayatında karşınıza çıkacak, ondan tiksinti duysanız da kabirde, mahşerde yanınızdan ayrılmayacak ve “Beni zayi ettin…” deyip duracaktır. Evet, orada rahatsızlık yaşamamak için sizin burada namaza rahatsızlık vermemeniz ve hırsız elinin ona uzanmasına mani olmanız gerekir. Hiçbir rüknünden bir şey çaldırmamalısınız. Bütün kalbiniz, hissiyatınız ve letâifinizle Allah’a müteveccih olmalısınız.