İşte bütün bir ömür boyu böyle bir duruş, böyle bir tavır sergilemek çok önemlidir. Evet, kırk sene sizin tavırlarınızı tecessüs ettikten sonra: “Allah, Allah! Bunlar peygamber gibi insanlar. İsmet, sıdk, emanet, tebliğ, fetanet gibi peygamber sıfatlarına sahipler. Hâtemü’l-Enbiya Hazreti Muhammed Mustafa’dan (sallallâhu aleyhi ve sellem) sonra peygamber gelmeyeceğine göre demek ki bunlar O’nun vârisleri.” demeliler. İşte muhataplarınıza böyle bir söz söyletecek ölçüde bir kıvam, bir ufuk yakalamaya çalışmalısınız.
Hele, İslâm’ın dırahşan çehresinin karartılmaya çalışıldığı günümüzde siz, bir kısım yanlışlıkları tashih ve düzeltme adına, kendinize ait değerleri doğru bir temsille ortaya koyabilmek için ölesiye bir ceht ve gayret içinde olmalısınız. Meselâ hiçbir şekilde tecviz edilemeyecek canlı bombalara, bazılarının kafasına estiği gibi ilân-ı harp etmelerine, kuvvet dengesinin söz konusu olmadığı bir durumda şuraya buraya bir-iki roket atmak suretiyle masum insanların başlarına onlarca, yüzlerce roketin yağmasına sebebiyet vermelerine karşı, bu tavırların hiçbirinin Müslümanlıkla telif edilemeyeceğini herkese duyurup anlatmalısınız. Zira İslâm hayatın hiçbir sahasını boş bırakmamıştır. O, zulüm ve haksızlıklara karşı meşru dairede nasıl bir mücadele ortaya konulması gerektiğini de vazıh bir surette beyan buyurmuştur. Meselâ, İstiklâl Mücadelesi’nde olduğu gibi, milleti idare edenler bir heyet teşkil eder ve ilân-ı harbe onlar karar verirler. Fertler de onların verdikleri bu karara uyar, ülkenin dört bir yanında o kararı uygular, meşru sınırlar içinde mücadelelerini ortaya korlar.