İçeriğe geç

Asıl konumuza dönecek olursak, evet, mukaddimatta belli kıstaslara bağlılık içinde bir plan yapmak lazımdır. Fakat fakir, o plana hep icmalî bir plan nazarıyla bakıyorum. Nasıl ki, insan iman ederken öncelikle icmalî bir bilgiyle iman dairesine girer. Yani bidayette, icmalî bilgiyle, “Allah vardır, O, Hâlık-ı A’zam ve Hâlık-ı Âlem’dir.” der, meseleyi öylece kabullenir. Fakat zamanla seviye, yaş ve başa göre tekvînî emirlerin yorumlarını da yanına alarak daha başka istidlâl yollarıyla tafsile gider ve o mevzuda derinleşmeye çalışır. İşte insan, bir aksiyon ve faaliyet ortaya koyacağı zaman, o mevzuda öncelikle icmalî bir plan ve programa sahip olmalı, öylece yola koyulmalıdır.

Peki, icmalî plan derken ne kastediyoruz? Meselâ bir mü’minin, inanıp içine sindirdiği temel değerleri vardır. O, bu değer ve güzelliklerin herkes tarafından bilinmesini arzu etmekte ve oturup kalkıp “Keşkesevdiğimi sevse kamu halk-ı cihan / Sözümüz cümle heman kıssa-i cânân olsa..!” demektedir. Şimdi bu durum, o mü’minin, yeryüzündeki bütün gönüllere, insanlığın bütününe bu değer ve bu güzellikleri tanıtıp duyurma adına icmalî bir düşünce ve tasavvurunun bulunduğunu gösterir. Fakat her bir coğrafyanın kendine has şartları, kültür ortamı, gelenek ve ananeleri söz konusudur ki, bunları hesaba katmak ve ona göre vaziyet almak da tafsilî bir düşünce ve tafsilî bir plan ve programa bağlıdır. İşte “aksiyon öncelikli düşünce” dediğimiz de esasında budur. Yani icmalî bilginin, plan ve programın hayata taşınması, hareket ve aksiyona dönüştürülmesi gerekir. Bu da, netice itibarıyla aksiyonun, tafsilî plan ve düşünceye rehberlik yapması, onun önünde bulunması demektir.

“Bunlar O’nun Vârisleri”

92