Misalleri çoğaltabilirsiniz. Meselâ siz bir muallimseniz, talebelerinize karşı belli bir mesafe ayarlaması yapar, vakar ve ciddiyetinize halel getirebilecek oyun ve eğlencelerde onlarla beraber olmazsınız. Çünkü bir oyun münasebetiyle öğrencilerle aynı laubaliliği paylaşan, bir mânâda onlar gibi çocuklaşan bir muallimin ciddiyetini muhafaza etmesi; muhafaza edip başka bir zaman sözünü onlara dinletmesi çok zordur. Fakat dert ve sıkıntıları karşısında da bir sıyanet meleği gibi hemen yanlarında beliriverir ve onlara kol kanat gerersiniz. Yüzünü ekşiten bir talebe gördüğünüzde kâkül-ü gülberlerini okşar ve sıkıntısını size açacak samimiyet ve sıcaklık ortaya korsunuz. Öyle ki, anne-babasına bile açamayacağı dert ve sıkıntılarını çok rahatlıkla size açar, sizi sırdaş ve dert ortağı edinirler. İşte hangi birimin başında bulunursa bulunsun, bir idareci bu iki meseleyi at başı götürebiliyorsa idarecilikte o ölçüde başarılı demektir. Yoksa mesele sadece sizin ciddiyet ve sertliğinize bağlı kalırsa, sizin ciddiyetiniz muhataplarınızca huşunet şeklinde algılanır, yaptıklarınız değişik yorumlara uğrar, “işkoliklik” gibi olumsuz mazmunlara bağlanır ve neticede siz kredi kaybına uğrayarak sözü dinlenmez bir idareci konumuna düşersiniz. Öyle ki ölesiye koşturduğunuz durumlarda bile yaptıklarınız menfi vasıflarla yaftalanıp menfi nazarlara maruz kalır.