İçeriğe geç

Hele rahat ve rehavetin söz konusu olduğu günümüzde, keşke herkes, çok ciddi bir iş ahlakına sahip olarak, anne-babasının, çoluk-çocuğunun, daha doğrusu üzerinde hakkı bulunan hiç kimsenin hukukunu zayi etmeksizin, yaptığı işi tam bir titizlik ve kemal-i ciddiyetle yerine getirebilse. Böyle bir durum –biraz önce de ifade edildiği gibi– “işkoliklik” olarak vasıflandırılamaz, aksine o, büyük insanlara mahsus yüce bir ahlak ve takdir edilmesi gereken güzel bir sıfattır. Bu güzel ahlaka sahip olan insanlar işlerine o kadar bağlıdırlar ki, abdestlerinin, istibralarının içine dahi onu sokarlar. Hatta ihtiyaç mahallinde o türlü mülâhazalar hoş görülmese de, fakat onlar orada bile boş durmama adına işleriyle ilgili plan ve projeleri düşünürler. Eğer bir insan mesul olduğu işle –hele de o iş yüce ve yüksek bir mefkûreye aitse– dertlenip onunla bütünleşmişse, artık o insan oturur kalkar hep o işle alâkalı problemlerin çözümüyle meşgul olur. İşte siz böyle bir insana “kolik” kısmını bir tarafa atıp iş ahlakı ile serfiraz, işiyle bütünleşmiş iş kahramanları nazarıyla bakabilir ve onun bu hâlini “Ne güzel bir haslet, ne mübeccel bir tavır!” sözleriyle yâd edebilirsiniz.

İkna Metodu ve Dert Ortaklığı

Fakat hakikî lider tek başına yol yürüyen insan demek değildir. O, beraberinde bulunan insanlarla –tabiî onların güç ve takatine, kabiliyet ve donanımına göre– mesafe kat eden, arkasında bulunanları yüce ve yüksek bir hedefe yönlendirip sevk eden, bir gaye istikametinde onları da alıp peşinden sürükleyen insan demektir. Bu da, idarecinin, maiyetinde bulunanların aklına hitap etmesi, gönlüne girmesi, derdini anlatması ve neticede yaptıkları işe, işin ehemmiyetine onları ikna edip inandırmasıyla gerçekleşir.

219