Üslûp Ve Hikmet
Soru: Usûlsüzlük cenderesinde, teâruz ve tesâkutlar ağında insanımızın âdetakıvrandığı bir dönemde hakikatlerin heder olup gitmemesi için güzel birüslûba ve hususiyle de üslûpta hikmete ihtiyaç olduğu görülüyor. Buaçıdan Kur’ânî bir hakikat olan hikmeti nasıl anlamalı vehayatımıza nasıl tatbik etmeliyiz?
Cevap: Hekim/hakîm, hâkim ve hüküm gibi kelimelerle aynı kökten gelen ve mânâ-muhteva açısından bunların hepsiyle bir yönüyle alâkası bulunan hikmetin, bildiğiniz üzere bugüne kadar pek çok tarifi yapılmıştır. Bazıları onu, eşyanın ledünniyatına, içyüzüne, mavera-i tabiata vukuf; metafizik, metapsişik hâdiselere ıttıla; zihnin ötesine geçerek farklı derinliklere açılma olarak görmüşlerdir. Bazıları, yapılacak bir işin, vicdanın dört temel rüknü olan his, şuur, irade ve latîfe-i rabbaniye tarafından yadırganmayacak ölçüde ortaya konulmasına hikmet demişlerdir. Bazıları da, kendi değerlerinden taviz vermeden, muhatabın hissiyatını nazar-ı itibara alıp bir mânâda onun hissiyatını okşayacak bir üslûpla inandığı değerleri başkalarına duyurma ve hayırhahlıkta bulunma şeklinde ele almışlardır. Zannediyorum soruda asıl üzerinde durulmasını istenen husus da hikmetin işte bu veçhesi.
Rabbinin Yoluna Hikmetle Davet Et!
Kur’ân-ı Kerim’de اُدْعُ إِلٰى سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ“İnsanları Rabbinin yoluna hikmet ve mev’ize-i hasene iledavet et!”1 ifadeleriyle beyan buyrulan hakikat, hikmetin bu yönüne bakıyor gibidir. Cenâb-ı Hak bu âyet-i kerimeyle; doğru yola davet, hak ve hakikate çağırma gibi çok önemli ve kutsî bir vazifenin en başta hikmetle ve hikmet çerçevesi içinde hareket etmek suretiyle ifa edilmesini emir buyurmaktadır.
Dipnotlar
- 1 Nahl sûresi, 16/25.