Diğer bir zaviyeden ilk taayyün sayılan “Akl-ı Evvel”e bağlı “Kalem-i A’lâ” tekvînî emirlerin nakış ve kitabet vesilesi, mahiyet levhalarına resmedilen şeriat-ı fıtriye kelime, cümle ve paragrafları onun inkişaf, inbisat ve tafsilinden ibarettir. Bediüzzaman Hazretleri’nin yaklaşımıyla, “Şu kâinata büyük bir kitap nazarıyla bakılacak olursa, Peygamberimiz’in (aleyhi ekmelüttehâyâ) nuru, o kitabın kâtibinin kaleminin mürekkebidir; eğer o âlemleri bir ağaç kabul edecek olursak O’nun nuru, kâinatların hem çekirdeği hem de semeresi konumundadır. Şayet bütün varlık büyük bir canlı farz edilecek olursa, O’nun nuru, bilumum varlığın ruhu demektir.”3 Bu itibarla da O, hem icmalde hem de tafsilde her şeydir.
Taayyün-ü Zât konusunda, arızî emirlerin Hazreti Zât’a nisbet edilmesi mahzuruna binaen böyle bir taayyüne ciddî şekilde karşı çıkılmıştır. Zira, umûr-u arıziye-i hâriciyenin Zât-ı Kadim’e nisbeti caiz değildir. Her şey O’nun vücud, hayat ve ilminin canlı birer tecellîsidir ama, ne aynadaki resimler ne de mecâlîdeki irtisamlar kat’iyen O değildir.
Taayyünât-ı kevniyeye gelince, onların mevcudiyet ve bekâları me’haz ve senetlerine dayanarak emsallerin birbirini takip etmesi şeklinde gerçekleşmektedir. Bunu, bir hattı hareket-i mütemâdisiyle bir satıh gibi görmeye benzetebiliriz.
Bazıları da ilmî taayyünde mertebe-i ulûhiyet esrarını, aklî taayyünde de rumûz-u kevniyeyi görmüşlerdir. Ve taayyün-ü ulûhiyetin mebdeinde rahmeti görmüş; âlemin yaratılışının rahmete dayandığını ısrarla seslendirmişlerdir. Bunlara göre yaratılışta rahmet esastır; her şey ondan gelip yine ona dönmektedir. Dalâlet, gazap, küfür ve küfran gibi şeyler arızîdir ve irade kaymalarına bağlı birer inhiraftırlar.
Dipnotlar
- 3Bediüzzaman, Mesnevî-i Nûriye s.105 (Habbe).