İçeriğe geç
وَكُلُّ اٰيٍ أَتَى الرُّسُلُ الْكِرَامُ بِهَافَإِنَّمَا اتَّصَلَتْ مِنْ نُورِهِ بِهِمِ
فَمَبْلَغُ الْعِلْمِ فِيهِ أَنَّهُ بَشَرٌوَأَنَّهُ خَيْرُ خَلْقِ اللّٰهِ كُلِّهِمِ

“Bütün peygamberlerin getirip neşrettikleri ziyâ, o Zât-ı Zîşân’ın nurunun onlara ittisali sebebiyledir. O’nun hakkında ilmin diyeceği son söz: O bir beşerdir, ama bütün halkın mümtâzı bir hayru’l-beşerdir.”5

Bu hususta bir hoş söz de sermest-i câm-ı aşk olan Mevlâna Câmî söyler:

اگر نامِ محمد را نَياوردي شَفيع آنْ دَم نَه آدم يافتي توبه، نه نوح اَزْ غرق

﴿نَجَّيْنَا﴾6، نه ايوب از بلا راحت، نه يوسف حُرمت و حَشمت، نه عيسى را مسيح آمد، نه موسى را يَد بَيضا. دُو چَشم نَرگسينش را که ﴿مَا زَاغَ الْبَصَرُ﴾7. خَوانَند دُو زُلف عَنْبَرينش را که ﴿وَالَّيْلِ إِذَا يَغْشٰى﴾8.

“Eğer Hazreti Muhammed’in adını şefaatçi yapmasaydı ne Âdem tevbe edebilirdi, ne Nuh gark olmadan kurtulurdu; ne Eyyûb belâdan rahat bulurdu, ne Yusuf hürmet ü haşmete ererdi; ne İsa’ya Mesih denilirdi, ne de Musa’ya yed-i beyzâ verilirdi. O’nun iki nergiz gözünde biz (her zaman) مَا زَاغَ الْبَصَرُ okuruz. O’nun anber kokulu iki zülfü ki وَالَّيْلِ إِذَا يَغْشٰى hakikatinin remzi olmuştur.”

O şeref-i nev’-i insan, bütün bu mazhariyetleri hâiz konumunu ifade sadedinde:

كُنْتُنَبِيًّا وَاٰدَمُ بَيْنَالْمَاءِ وَالطِّينِ“Âdem nebi su ilebalçık arasında iken ben peygamberdim.”9 buyurur ki, mahz-ı hakikattir.. hatta nüve-yi kevn ü mekân olması itibarıyla o bundan daha kıdemlidir. Böyle bir kıdemi İsmail Hakkı Bursevî Hazretleri bir ilâhisiyle ne hoş seslendirir:

“Nûr-u Hak’tır yâ Resûlallah vücûdun serteser,
Suretâ gerçi görünen suret-i nev’-i beşer.
227