İçeriğe geç

İşte bu mülâhazalar muvâcehesindendir ki O’na, esmâ-yı ilâhiyenin nokta-yı mihrâkiyesi, sıfât-ı sübhaniyenin “kavl-i şârihi” nazarıyla bakılmış; ism-i a’zam ve her ismin tecellî-i a’zamının cilve-i etemmi denmiştir. Biz buna, Zât-ı Hak onu kemâlâtına ayna kılıp, sonra o Zât-ı Bînazir’in mâhiyet-i maddiye, mâhiyet-i mâneviye ve mâneviye ötesi mâneviyesiyle bî kem u keyf Hakikatü’l-Hakâik’i göstermek istemiştir diyebiliriz. O’nun bu engin hususiyetlerinden ötürüdür ki O’na, “nuru’z-Zât”, “âyine-i Hak” ve bütün esmâ ve sıfât-ı sübhaniye hazinelerinin keşşâfı unvanı verilmiştir. Vücûd-u mânevî ve ruhanîleri itibarıyla Hazreti Ahmed (aleyhissalâtü vesselâmu mil’e’l-ard vessemâvât) ve vücûd-u hâricîleri açısından da Muhammed (aleyhi ekmelüssalâtü vetteslimât) unvân-ı zîşânıyla müşâr, –Bediüzzaman ifadesiyle– o ferîd-i kevn ü mekân2 ve bihakkın hâtem-i dîvan-ı nübüvvet3 olan Zât’ın mahlûkat beyninde asla şebîhi, misli, meseli yoktur; olamaz da, zira O, rûhânî taayyünüyle akl-ı evvel olarak “ebû külli şey”, Hazreti Âdem ise “ebu’l-beşer” unvanıyla yâd edilmiştir. اَلْوَلَدُ سِرُّ أَبِيهِ4 fehvâsınca, benî Âdem fizyolojik, anatomik ve psikolojik olarak Hazreti Âdem Nebi’nin hususiyetlerini taşıyıp aksettirdiği gibi; Ruh-u Seyyidi’l-Enâm olan Hazreti Ahmed ü Mahmûd u Muhammed Mustafa (aleyhi milyon milyon essalâtü vesselâm) da, bütün kâinatlar çapındaki ziyası, nuru, vicdan vüs’ati, sonra da bilme ve değerlendirme ufkuyla kıblenümâ gibi bir hakikatnümâ ve yanıltmayan bir pîşuvâdır. Evet, zâhir u bâtında esmâ ve sıfât-ı sübhaniyeyi mâhiyet-i nefsü’l-emriyelerine uygun en net şekilde duyan, duyuran O’dur.. O’dur bâtın dediğimiz hakikatin en doğru tercümanı ve O’dur zâhir denen sırr-ı a’zamın nuranî miftahı. Aslında, nübüvvet, risalet ve vilâyet gibi ikinci, üçüncü mertebelerdeki bütün taayyünat o mübarek çekirdekten neş’et etmiş birer semeredir. Bu itibarla da Efendimiz bütün vücud âlemlerinin aslı ve esası mesabesindedir.. evet O, akl-ı evvel mertebesinde Hakikat-i Ahmediye (aleyhissalâtü vesselâm) unvanıyla bil-kuvve ve bil-istidat bir nebi; nefs-i külliye faslında bittaayyün mele-i a’lâda imam-ı mutlak ve mukaddemlerin mukaddemidir. İmam Bûsîrî o fezâil âbidesi adına, deryadan bir damla mahiyetinde şunları söyler:

226