Bir diğer yaklaşımla ataş, o Biricik Maksûd’u talep ve özlemede öyle bir iştiyak ve hırstır ki, sevgiyle coşan sâlikin sinesi magmalar gibi ateşlerle köpürürken, gözleri 1وَسَقٰيهُمْ رَبُّهُمْ’la tüllenen bulutlarda “Ciğerim kebap oldu, ahıma iltifat yok mu?” der, sızlar; sızlar zira, müştak cismaniyet fanusunda mahsur kaldığı sürece, Mahbub-u Hakikî tam tecellî etmez. Bu itibarla da, berzahta sayılan müştakın susuzluğu, onu cayır cayır yakacak şekilde arttıkça artar.. bu ruhanî zevk ve ataşı şu beyitler ne hoş ifade eder:
“Cemal gösterir, sonra da görünmeden sakınırsın. Böylece hem kendi pazarını hem de bizim ateşimizi kızıştırırsın. Beni baştan çıkaran sevgiliyi gördükçe bana öyle bir hâl olur ki, yolumu şaşırırım. O önce beni ateşlere yakar; sonra da bir su serpintisiyle söndürür.. onun için beni hem ateşlere yanmış hem de suya garkolmuş görürsün.” (Gülistan).
Bir başka zaviyeden zevk, acı-tatlı yanlarıyla, lisan, beden ve diğer uzuvlarla duyulup hissedildiği gibi kalb ve vicdanla da duyulup hissedilir. Allah Resûlü:
Dipnotlar
- 1 “Rabbileri onlara (tertemiz bir şarap) sunmuştur.” (Dehr sûresi 76/21)