Bu türlü vâridât ve tecellîlerin, açıktan herhangi bir sebebe iktiran etmeyip külfetsiz zuhur edenine “vecd” denir ki, Konyalı Zerkûbî’nin çekiçlerinin sesinden Hazreti Mevlâna’nın coşup:
“Su ve balçığa bağlanmış cânlar, su ve balçıktan kurtulunca, aşkın hava ve esintileriyle raksetmeye başlar ve dolunay gibi noksansız olurlar.” demesi bu cümledendir.
Biraz külfet, biraz zorlama ve konsantrasyon arayışı neticesinde meydana gelene de “tevâcüd” denir. Zaten tevâcüd “tefâul” bâbından olması itibarıyla, mevcud olmayan bir şeyi izhar veya onu hâsıl etme yolunda gösterilen ekstra gayret esprisine dayanır ki, bunu da Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Kur’ân okurken ağlayınız, eğer ağlayamazsanız kendinizi ağlamaya zorlayınız!”1 mealiyle vereceğimiz nurefşân beyanıyla irtibatlandırmak mümkündür.
Şimdi bu son durum itibarıyla “tevâcüd”ü de evvelki üç hususa ilave edecek olursak, konuyu şöyle özetlemek uygun olur zannediyorum:
1. Tevâcüddür; zorlama, tekellüf ve iç âlemle konsantrasyon yolunda elde edilmeye çalışılan vecde benzer bir keyfiyettir ve yoldakilerin hâlidir.. tabiî, kalbî ameller adına da ayarı en düşük olanıdır.
Dipnotlar
- 1 İbn Mâce, ikâmetü’s-salât 176; Ebû Ya’lâ, el-Müsned 2/50.