Böyle kaygan bir zeminde gelip-gidenlerin hâllerini de isterseniz Mizanü’l-İrfan sahibinden dinleyelim:
İnkişâf-ı Zât etse eğer zuhûr,
Bazı sâlik burada bîkarar olur.
Sâlike ayn-ı belâdır bu hâl,
Mürşid olmak gerek ehl-i kemal..
Yoksa o Mansûr gibi berdâr olur..
Hâl-i sâlik orada düşvâr olur.
Kim “Ene’l-Hak” derse Mansûr olmadan,
Kâfir-i billâh olur cân u ten
Bu mezâlik bir belâdır hâsılı,
Burada durmaz evliyânın ekmeli..7
اَللّٰهُمَّ اجْعَلْنَا مِنْ عِبَادِكَ الْمُخْلِص۪ينَ الْمُخْلَص۪ينَ الْمُتَّق۪ينَ الْوَرِع۪ينَ الزَّاهِد۪ينَ الْمُقَرَّب۪ينَ وَصَلَّى اللّٰهُ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَاٰلِه۪ وَصَحْبِه۪ أَجْمَع۪ينَ.
Dipnotlar
- 7 Konuyu, daha sonra zât, sıfât, esmâ, âsâr ve ef’âl tecellîleri, açısından biraz daha açmayı düşünürüz (Bkz.: M.F. Gülen, Kalbin Zümrüt Tepeleri 3/126 “Tecellî” makalesi).
115