İçeriğe geç

3. Tecellî-i Ef’âldir.. ve bu tecellî, tecellî-i sıfâttan bir bölüm olup fâni fiillerin bâki fiillerde fenâ bulması demektir ki, bunu da yine Muhammediye sahibi gayet selis bir üslûbla şöyle ifade eder:

Yine arz eyledi Dilber nûrun kasr-ı Celâlîden,
Yine nâlân-ı şeydâyım şarâb-ı Lâyezâlîden,
Yine keşf-i hicab etti gözüm gönlüm cehaletten,
Ki, bu câna nida geldi nida-i Züt’teâlîden..
Anın sevdasını buldum, geçip sevda-i sevdadan,
O sevdayı bulan geçti bu sevda-i melâlîden…
………………….

Tecellî pususuna yatmış sâlik, bazen o denli mahmur hâle gelir ki; baktığı her yerde ve her şeyde O’nu duyar, O’nu hisseder; hatta bazen kendisine hâlin galebesi neticesinde nereye baksa, sürekli orada kendini görür ve böyle bir ruh hâletiyle bazen “Ene’l-Hak” iltibasına, bazen de هَلْ فِي الدَّارَيْنِ غَيْر۪ي “İki cihanda benden başkası mı var?” şathiyyatına girebilir.

Şimdiye kadar bu konuda pek çok iltibas yaşanmış ve pek çok şathiyyat duyulmuştur. Biz tek bir örnek verip konuyu kapamak istiyoruz:

اين مَن نَه مَنَم اگَر مَنِي هَسـت تويى……وَردَر مَن پيرَهنِي هَـسـت توئى
دَر رَاهِ غَمَت نَه تَنْ بَمَن مانَد نه جان……وَر زَانكِه تُرا جَان وتَنِي هَست تويى

“Ben ben değilem, eğer ben ben isem o Sen’sin! Eğer üzerimde gömlek varsa o da Sen’sin. Sen’in yolunun gamlısı olarak bende ne ten ne de can kaldı. Eğer benim için bir ten ve can varsa o da Sen’sin.”

Bu kabîl tecellîlerin hemen hepsi sıfatlara taalluk eden bir tür tecellîdir ki, akl-ı meâş veya vehm ü hayallerine aldananlar, Hz. Ruh-u Seyyidi’l-Enâm’ın ziya-i himmet dairesinin dışına düşerek hem kendilerini helâk etmiş hem de başkalarını aldatmış olurlar.

114