Hele ona ait şu söz ne kadar çarpıcıdır: “Yâ Resûlallah, istersen hemen gelirim. İstersen burada kalır kavmimi irşad ederim…”2 Bir başka gün ise o, inkisar içinde, iki büklüm ve şöyle demektedir: “Keşke şu saltanata bedel, Allah Resûlü’nün yanında bir hizmetçi olsaydım!”3
Necaşî’yi bu hâle getiren, bir grup sahabede gördüğü İslâmî yaşantı ve onların dudaklarından dökülen “lâl ü güher” sözlerdi. Hâdiseyi anlatanlar, meseleyi şöyle naklederler:
“Mekke, Müslümanlara dar gelmeye başlamıştı. Kimse canından, malından, ırzından, namusundan emin değildi. İşte bu esnada, Habeşistan’a hicret izni verildi. Oraya hicret edildi ve Müslümanlar, Habeşistan’da beklenenin çok üstünde bir alâka gördüler ve aziz birer misafir gibi ağırlandılar. Fakat Mekke müşrikleri, onlara bütün dünyayı dar etme azmindeydiler. Aralarında görüştüler ve Habeşistan’a bir heyet göndermeye karar verdiler. Başlarında da, daha sonraların büyük sahabisi, siyasî dâhi Amr b. Âs (radıyallâhu anh) vardı. Onlar Necaşî’yi Müslümanlar aleyhine kışkırtacaklar, o da onları himaye etmeyi bırakacaktı. Böylece Müslümanların ümitlerine bir darbe daha vurmuş olacaklardı.
Dipnotlar
- 2 İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-kübrâ 1/207; et-Taberî, Târîhu’l-ümem ve’l-mülûk 2/132; İbn Hibbân, es-Sikât 2/9.
- 3 Bkz.: Ebû Dâvûd, cenâiz 56; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 1/461.