Kur’ân’ına sahip çıkmayan, onun temsil edilmesini hayatının gayesi bilmeyen bir insan, unvanı ne olursa olsun, ahirette, Kur’ân’a karşı takındığı bu tavır ile cezalandırılacaktır. O, dünyada iken Kur’ân’ı alıp bir mahfazaya yerleştirmiş, sonra da bir duvara asmış olsa bile, kim bilir belki kendisi de, ahirette kafa ve ayaklarından asılmak suretiyle, dünyadaki günahının cezasını ödeyecektir. Ah! Bir kerecik olsun gayb perdesi aralansa da, vaiziyle, müftüsüyle, yazarıyla, düşünürüyle, okuruyla, dinleyeniyle, okuldaki muallimiyle ve cemaatiyle bu insanlar, Kur’ân’dan kopuk kalmalarının cezasını ve akıbetini tablolar hâlinde görüverseler… Ama ihtiyarın elden alınması mânâsına gelen böyle bir tecellî, imtihan sırrına muhaliftir.
Ahirete ait tabloyu görmek için perde-i gaybın aralanması dedik; aslında, dünyadaki akıbeti görmek için birazcık düşünmek kâfidir zannediyorum. Kur’ân’dan uzak kalışımızın faturasını kimlere ve nasıl ödediğimiz, gün gibi âşikâr değil mi? Öyle ise, acaba daha hangi zilleti bekliyoruz ki, bizim Kur’ân’a sarılmamıza vesile olsun? Ve hangi büyük mezellettir ki, bizi Kur’ân’a koştursun? Hayır, bu gidişe bir “Dur!” demeli ve tek kurtarıcının “Kitabullah” olduğunu bütün âlem-i İslâm bilmelidir. Şanı Yüce Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem), bize bunu anlatmak için gelmiştir. Ve insanlık O’nu anladığı ölçüde insanlığa yükselecektir.