Bir diğer âyet:
Kâfirler görmüyorlar mı, gök ve yer bir bütündü de Biz onları ayırıverdik.”15
Fezada birçok sehabiyeler (Nebuleuse) vardır. Hafif bir su gibi şekli olmayanlardan alın da, yuvarlağımsı olan, sonra yassı ve geniş bir çapta, daha sonra da helezonik şekilde olanlarına kadar bir sürüsü önümüze serilmiş durumdadır.
Cenâb-ı Hak, her biri birer kehkeşan (Samanyolu) gibi muazzam nebülözlerden yıldız kümeleri yarattığı gibi, bunlardan da bir Güneş Sistemi meydana getirir.
Bizim sistemimiz de, belki buhardan bir nebülöz idi; gitgide Allah’ın iradesiyle sıcaklığını kaybeden bu gaz kütlesi büzüldü ve dönüş hızı arttı ve artan hızdan ötürü ani’l-merkez (merkezkaç) kuvveti altında ana kütlenin helezonik şekli açılıp yarıldı. Cenâb-ı Hak, bu açılan kütlelerden seyyareleri meydana getirdi. Hem merkezdeki güneşin çekimi tesirinde onun etrafında, hem de kendi etrafında döndürmeye başlattı. أَنَّ السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضَ كَانَتَا رَتْقًا cümlesindeki رَتْقًا kelimesinin ruhunda “Mâyi hâlinde bir bütün, yapışkan bir madde, birbirini çeken bir madde” gibi mânâlar vardır. “Gök ve yer, mâyi hâlinde veya gaz hâlinde bir bütündü.” derken فَفَتَقْنَاهُمَا“Biz onları fetkettik, açıverdik, parçaladık, onları bölüverdik.” diyor. فَتَقَ kelimesinde şu da vardır: Esasen gök kupkuru yağmursuz, yer de kupkuru otsuzdu. Allah gök ve yer arasında münasebet temin ve tesis etti. Yerde ot bitirip canlıların yaşamasına müsait hâle getirdi.
Kâfir; vicdanına karşı yalan söyleyen, fıtratındaki kabiliyet ve istidatları körelten ve kalbiyle ters düşen insan demektir.
Dipnotlar
- 15 Enbiyâ sûresi, 21/30.