Şayet yukarıda hava istikrarlı değilse, daha yukarılara çıkar. Uçaktan bakıldığında dağ şeklindeki bulutların görünüşü ne de güzeldir. Atılmış pamuk yığınları gibidir bunlar. Eğer bulut bir yerde karar kılıp yerleşirse, inişi çıkışı biterse, yağmur yağacak, fırtına kopacak demektir.
Bazen sıkışma ve tazyik sebebi ile sıcak hava çok daha yukarılara da çıkar; bir örs, bir tepe şeklini alır. Orada daha fazla bir sıkışma vardır.
Hicr sûresinin 22. âyeti ile Nûr sûresi 43. âyeti omuz omuza bu hakikati bize şöyle anlatıyorlar:
“Rüzgârları aşılayıcı olarak gönderdik de gökten su indirdik, böylece sizi suladık.”11
Rüzgârların birçok vazifeleri varsa da, âyette bu vazifelerden ikisine parmak basılıyor.
Bitkilerin aşılanması böceklerle ve daha başka yollarla olduğu gibi, bir kısmı da rüzgârlar vasıtasıyla olur. Allah, “Rüzgârları Biz, bu aşılama işini yapsınlar diye gönderdik.” buyuruyor. Rüzgârlar tarafından aşılanma işi epey zamandan beri bilinen bir işti. Bugüne kadar bilinmeyen bir husus var ki, âyetin başı onu gösteriyor.
Âyetin başı, söz konusu aşılamadan otların, ağaçların aşılanmasını anlamaya pek müsait değildir. Çünkü: فَأَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَۤاءِ مَۤاءً“Sonra semadan yağmuru indirdik.” diyor. Ottan, otun aşılanmasından bahsederken, semadan yağmurun inmesini ele alması, anlatması, Kur’ân gibi üslûbunda açıklık, canlılık, çekicilik olan bir ifade harikasıyla bağdaştırılamaz. Öyle ise otların, ağaçların aşılanmasının yanıbaşında başka bir aşılanmadan daha bahsediyor. Bu aşılanma neticesinde yağmur meydana geliyor. Bu, tamamen ayrı bir meseledir.
Nûr sûresinin 43. âyeti bu hususun ayrı bir buudunu biraz daha açık olarak anlatıyor:
Dipnotlar
- 11 Hicr sûresi, 15/22.