Doluya gelince, dolu; bulutların üstünde dağ tepeleri şeklindeki, tazyikin son safhada bulunduğu yerde meydana gelir. Şöyle ki; yağmur damlaları orada tereddüt içinde kalır, tazyikten aşağıya inemez. Soğuk tabakada kaldığı için de donuverir. Hatta çok defa, o soğuk tabakadaki tereddüdü aşağıya ininceye kadar onu büyültüverir.
Kur’ân-ı Kerim, bu âyetleriyle çok açık olarak yağmurun düştüğü yerin ayrı, dolunun düştüğü yerin ayrı olduğunu anlatıyor. Ve iki âyetin ruhunda bize anlatılmak istenen şudur: “Biz rüzgârları, pozitif ve negatif yüklü bulutların arasını bulmak, onları birbirine aşılamak için gönderdik.” Eğer gökteki yağmur taneleri hepsi ayrı elektrik yüklü olarak kalsalar, hiçbir zaman yağmur yağmayacaktır. İsterse bu yağmur damlalarındaki (+) (-) meselesi, isterse bulutlardaki (+) (-) meselesi olsun bu, ancak Allah’ın telifiyle olur. فَأَنْزَلْنَا kelimesindeki ف sebebiyet içindir. “Bu sebeple semadan yağmur indiriverdik.” Demek ki bu telif olmasaydı; rüzgâr yağmur tanelerini bir araya getirmeseydi, yağmur yağmayacaktı.
6. Semanın Genişletilmesi
Başka bir âyet ve başka bir mevzu:
“Semayı azametle Biz kurduk ve onu genişletiyoruz.”13
Arapça’da fiil cümleleri yenilenme, isim cümleleri sebat ve süreklilik ifade eder. وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ bir isim cümlesidir ve mânâ itibarıyla, üç zamandan birine has olmayıp süreklilik ifade eder. Yani, “Eskiden genişlettik, bıraktık.”, “Şu anda genişletiyoruz.”, “İleride genişleteceğiz.” gibi mânâlara değil de, “Devamlı ve sürekli olarak durmadan genişletiyoruz.” mânâsına gelir.
Dipnotlar
- 13 Zâriyât sûresi, 51/47.