İçeriğe geç

Yine bu cehâlet ve cehâlet kaynaklı tefrika sebebiyledir ki; cihanın dört bir yanında bizimle alâkalı bir dünyada tegallübler, esaretler, tahakkümler, mezelletler, türlü iptilalar, türlü türlü illetler yaşandığı, hatta kan gövdeyi götürdüğü, ırzlar çiğnenip namuslar pâyimâl olduğu, dünya dengesizlikler ağında bir oraya, bir buraya kayıp durduğu hâlde, bir türlü tefrikadan sıyrılıp bu fecayie, bu fezâyie dur diyemiyor; İslâm âleminin her gün daha korkunç, daha vahim uçurumlara yuvarlanması karşısında onun sıkıntılarına çare olamıyor, vahdet rûhuyla gerilemiyor ve çağımızla hesaplaşamıyoruz.

Biz milletçe, bu kahredici hastalıklar ağında kıvranırken, Batının sûrî ve maddî terakkisi karşısında bir kısım kamaşan gözler, bulanan bakışlar ve dönen başlar dimağlarını müsbet fenlerle, gönüllerini dinî hakîkatlerle donatıp, maddî-manevî zenginliklere ereceklerine bütün bütün rûhsuz ve köksüz davranarak, millî ve dinî en hayatî dinamiklerimizi görmemezlikten gelerek, kör bir taklit ve şablonculukla, kitleleri millî seciyeden tecrid, tarih şuurundan mahrum, ahlâk ve faziletten de yoksun bıraktılar. Bence, milleti kurtarma mülâhazasıyla sapılan bu ikinci yol ve gerçekleştirilen bu ikinci hareket daha zararlı oldu ve toplumun rûhunda onulmaz yaralar açtı.

Birinci durum itibariyle insanımız, seneler ve seneler boyu boğucu bir kâbus altında kıvranıp durmasına karşılık, ikinci hâl itibariyle de millî faziletlerimiz, rûhî necâbetimiz, cihanpesendâne aksiyonumuz yıkılıp gitmiştir.

34