Bediüzzaman’a göre, bugün olduğu gibi o gün de, bütün fenalıkların membaı cehâlet, fakr u zarûret ve iftiraktı. Evet içtimâî sıkıntılarımızın en birinci sebebi, millî sefâletlerimizin en önemli sâiki cehâlettir. Allah bilmeme, Peygamber tanımama dine karşı lâkayd kalma, maddî-manevî tarihî dinamiklerimizi görmeme manâsına gelen cehâlet, hiç şüphesiz o gün-bugün başımızın en büyük belasıdır. Ve Bediüzzaman da, bütün hayatını bu öldürücü mikropla savaşa vakfetmiştir. Ona göre kitleler ilimle, irfanla aydınlatılmadıkça, toplum sistemli düşünmeye alıştırılmadıkça ve yanlış sapık düşünce akımlarının önü alınmadıkça milletimiz için kurtuluş ümidi besleme abestir. Evet, o cehâlet yüzünden değil midir ki; kâinât Kur’ân’dan, Kur’ân da kâinâttan koparıldı.. koparıldı ve biri varlığın sırlarını bilmeyen, eşya ve hâdiselere kapalı, bağnaz rûhların hayâl zindanlarında yetim kaldı; diğeri de her şeyi maddede arayan ve manâya karşı bütün bütün kör, mük’ab cahillerin elinde bir kaos hâlini aldı. Yine bu cehâlet sebebiyle değil midir ki; bu mübarek dünya, en münbit ovaları, en feyyaz obaları ve en bereketli ırmaklarına rağmen zarûret ve sefâletlerin pençesinde inim inim inlemekte ve eski kapıkullarına dilencilik etmekte.
Bu korkunç cehâlet ve zarûret yüzünden değil midir ki; ülkenin dört bir yanında, toprağın altında sessiz sessiz yatan onca kıymettar madenlerimiz, haddi-hesabı bilinmeyen yeraltı, yerüstü zenginliklerimiz başkalarının hazinelerine akarken, biz, perişan, derbeder ve korkunç bir borç şoku altında iki büklümüz.
Evet, yıllardan beri milletimizi zebun eden bu bela yüzündendir ki, bîçâre işçi ve köylümüz, sürekli didinip durdukları, yıpranıp ezildikleri hâlde emeklerinin karşılığını tam olarak elde edememekte, elde ettiklerinin de bereketini bulamamakta, mutlu olamamakta ve taksit taksit kahrolup gitmektedir.