İçeriğe geç
133. Bölüm

Hicretin Günümüze Bakan Yönü

Hicretin Günümüze Bakan Yönü

Mikro plânda, kıyamete kadar olacak hemen her şey Saadet Asrı’nda tablolaştırılmıştır. Efendimiz (sav), bir yönüyle, diğer peygamberlerde gelen şeyleri tafsil, bir yönüyle de ümmetinin yapacağı şeyleri icmal etmiştir. O’nun icmal ettikleri, değişik devirlerde kendilerine uygun yollar bularak tekrar tafsil olunacaktır. İşte evvelâ, hicreti yorumlarken çıkış noktamız bu prensip olmalıdır. Zaten hiçbir hâdise aynen tekrarlanmaz. Hâdiseler arasında benzerlikler söz konusudur ve biz bunları tarihî tekerrürler kabul ederiz. Tarihî maddeciler bu önemli hususu kavrayamamışlardır. Evet, onlar, tarihî olaylara aynı hâdiselerin tekrarı şeklinde yaklaşırlar. Halbuki, ayniyle iki kere cereyan etmiş hiçbir tarihî hâdise göstermek mümkün değildir. Bu aslında, Kur’ân’da cennet ehlinin ifadesi olarak aktarılan: Bu, daha önce rızıklandığımız şeylerdir’ benzetmesi kabilindendir. Yani, cennet ehline herhangi bir meyve getirildiğinde onlar, bunu dünyada yedikleri bir meyveye benzeteceklerdir. Ama, oradaki meyvenin dünya meyvesiyle sırf bir benzeyişden öte hiçbir münasebeti yoktur. Öyleyse Asr-ı Saadet’te olan ve yaşanan hâdiseler daha sonra ‘saadetçik’ asırlarında benzerleriyle ele alınıp değerlendirilmelidir. Tabii ki burada bir kısım takdimler, tehirler ve farklılıklar da söz konusu olabilecektir.

Hicret, Asr-ı Saadet’te önemli bir hâdisedir. Son kerpiç, son taş gediğine ancak hicretle konulmuştur. Çok rahatlıkla diyebiliriz ki, hicret olmasaydı, Asr-ı Saadet’in bir yanı eksik kalırdı. Elbette öyle olmadığına göre böyle bir eksiklik de mevzuubahis değildir.

205