Asr-ı Saadet’te iki hicret bir arada yaşanmıştır. Bana göre bu iki hicreti müşterek görmek çok önemlidir. Bu da yine hicret hadîsinde anlatıldığı şekliyledir. Efendimiz (sav): ‘Gerçek muhacir, Allah’ın yasaklarından mübah kıldığı şeylere hicret eden insandır’ buyurur. İlerideki büyük mücadele, büyük tekevvün için de böyle bir hicret zarureti söz konusudur. Hatta denilebilir ki, maddî hicret, insan derinliklerindeki bu hicrete dayandığı zaman gerçek değerine ulaşır. Rûhun hicretinde açıklar ve eksiklikler varsa, o insanın maddî hicreti de bir ölçüde zedelenmiş olur. Nitekim hicret hadîsinde, hicret ancak Allah ve Rasûlü için yapılana denmiştir. Bu da iç sıhhatine, iç derinliğine, insanın kendi içinde kendini keşfetmesine, Allah’la irtibatın çok kuvvetli olmasına bağlıdır. Hâlık-mahluk, Ma’bud-abd irtibatı ki buna, gözlerini açıp kapayıp her yerde O’nu heceleme irtibatı da diyebiliriz. Eğer böyle olmayıp da hicrete başka mülâhazalar karışmışsa böyle bir hicret tam ve uhrevî buudlarıyla gerçekleşmiş sayılmaz.