İçeriğe geç

Hicret, içteki duygu ve düşüncenin aksiyona dönüşmesidir. Sahabe, fedakârlık ve itaatini ve bir manâda İslâm’a bütünüyle teslim oluşunu hicretle fiilen ispat etmiştir. Zaten, hicretle elde edilecek neticeler onlara hiç söylenmemişti. Yani onlar, böyle bir netice için değil, sadece emredildiği için hicret etmişlerdi. İşte onlardaki bu saflık ve duruluktu ki, hicretle onları en yüksek seviyeye çıkarmıştı. Eğer hicretimizin bizi de hicretle elde edilecek seviyelerin en yükseğine çıkarmasını bekliyorsak, maddî hicretin yanında rûh hicretini de tamamlamak zorundayız. Bu da büyük ölçüde Cenab-ı Hakk’la irtibatın kuvvetlendirilmesine bağlıdır. O’ndan ne gelirse gelsin, bütün gelenlere rıza göstermek bu işin en önemli rükünleri arasındadır. Celâlinden gelen cefa, cemalinden gelen vefa, bize hep safâ olmalıdır ki, her iki hicreti bir arada ve aynı dengede yapmanın hazzına erelim. Yani Cenab-ı Hakk’ın celâlinden cefa geldiğinde sabretme ve geleni hoş karşılama, cemalinden de vefa geldiği zaman şımarıklığa düşmeme ve her şeyde O’nun rızasını, O’nun hoşnutluğunu arama.. işte bunu becerebilenler, her iki hicreti de yerine getirmeye muvaffak olmuş sayılırlar. Dünküler de bugünküler de…

Efendimiz (sav) hicret esnasında üç gün mağarada kalmıştır. Bu bizim cemiyet içinde sindirildiğimiz, tehcir edildiğimiz dönemlere benzer. Allah Rasûlü o dönemde nasıl davrandıysa biz de bugün, içinde bulunduğumuz şartlar muvacehesinde aynı şekilde davranmalıyız. Ama mutlaka bu davranışlar görünüş itibariyle nasıl olursa olsun, yarınları kucaklayıcı olmalıdır. Bizler dünün, bugünün değil, yarınların evlatları olmalıyız. Bunu yapabilirsek hicreti günümüze taşımış, hicretin manâ ve mahiyetine uygun davranmış sayılırız.

208