Eski Yunânîler ve diğer Vesenîlerin âliheleri, işte böyle zâlimâne bir tasavvurât-ı şeytâniyenin mahsulüdür.
… Ve farklı bir tesbît daha.. kâfirlerin Müslümanlara düşmanlığı küfrün gereği ve kökü gidip tâ tarih öncesi dönemlere dayanmaktadır. Bu itibarla da onları memnun etmek ve hele onlardan yararlanmak kat’iyen mümkün değildir. Evet, Kâfirlerin, Müslümanlara ve ehl-i Kur’ân’a düşman olmaları küfrün iktizâsındandır. Zîrâ küfür, îmâna zıttır. Maahazâ Kur’ân, kâfirleri de, onların âbâ u ecdatlarını da îdâm-ı ebedî ile mahkum etmiştir. Binaenaleyh, Müslümanlar ile ülfet ve muhabbetleri mümkün olmayan kâfirlere muhabbet boşunadır. Evet, onlara olan muhabbet karşılıksızdır ve onlardan meded de beklenmez.
Sonra değişik bahislerde şu mütâlâalara yer verilir: Îman sırlı bir güç kaynağıdır. Bu kaynağı elinde bulunduran dünyaları peyleyebilir.. ve îmânıyla gerçekleştirdiği intisâbı sayesinde, her şeyi teshir edebilir. Evet, Allah’a abd ve hizmetkâr olana her şey hizmetkâr olur. Bu da, her şeyin Allah’ın mülkü ve mâlı olduğunu iz’anla tahakkuk eder. Evet, Kudret, insanı çok dairelerle alâkalı bir vaziyette yaratmıştır.. ve en küçük, en hakir bir dairede onun eli yetişebilecek kadar ona bir ihtiyar ve bir iktidar vermiştir. Bu itibarla, ferşten arşa, ezelden ebede kadar pek çok dairelerle alâkalı işlerde insana düşen sadece ve sadece duâdır.
Evet, De ki, duânız olmazsa ne ehemmiyetiniz var meâlindeki âyet-i kerîme, bu hakîkati tenvir ve ispata kâfidir. Öyle ise, çocuk, eli yetişemediği bir şeyi peder ve vâlidesinden istediği gibi, kul da, acz u fakriyle Rabbine iltica edip her şeyi O’ndan istemelidir. Yirmiüçüncü Söz‘ün Dört ve Beşinci Nokta’ları bu meseleyi daha rengin bir televvünle gözler önüne serer.