İçeriğe geç

Böylece hem kapitalizm hem de komünizm, başladıkları noktanın tamamen zıddına kaymışlardır. Birinin başladığı nokta, diğeri için bir netice; öbürünün vardığı netice ise, diğeri için bir başlangıç olmuştur.

Hâlbuki İslâm, hiçbir zaman böyle bir yanlışa düşmemiştir. Zira o, hem üretimi hem de tüketimi belli şartlara bağlamıştır. Dolayısıyla, onun kurduğu sistem bütünlüğü içinde, birbiriyle amansız bir yarışa girmiş üretim ve tüketim söz konusu değildir. İslâm, özel mülkiyete hak tanımıştır. Zira üretimin artması için özel mülkiyet teşvik edici bir ön şarttır.

Şurası da bir gerçektir ki, hiç kimse neticede kendi inisiyatifine geçmeyecek ve kendi evlâdına miras olarak intikal etmeyecek bir üretim için, bir başkasından daha fazla çalışmaz. Nitekim bu, komünist ülkelerde açıkça görülmüştür.

Öyle ise, ferdi çalışmaya teşvik edici faktörlerden biri olarak özel mülkiyet gereklidir ve İslâm böyle fıtrî bir arzunun asla önüne geçmemiştir. Fakat tüketimi hızlandırıcı saik ve sebepleri en aza indirmesi sebebiyle, İslâmî bir toplumda talep diğer sistemlere oranla daha düşük seviyelerde kalmış ve dolayısıyla üretim de belli bir seviyede tutulmuştur.

Ayrıca ferde aşılanan fedakârlık, diğergâmlık ve mürüvvet hisleri ile de fert, elinde bulundurduğu ihtiyaç fazlası imkânlarını, bazen bizzat kendisi daha muhtaç olduğu hâlde bile mü’min kardeşine vermiş ve bununla Cenâb-ı Hakk’ın rızasını kazanmaya çalışmıştır ki, bu da yine fazla üretime sınır koyan âmiller arasında yer almaktadır.

Bundan da anlaşılıyor ki, dengeli bir üretim için dengeli bir özel mülkiyet şarttır. Ve yine tüketimi dengede tutabilmek için de özel mülkiyet vazgeçilmez bir esastır.

b. Malın Aktif Olması

259