İçeriğe geç

Zekât, İslâm’ın temel rükünlerinden biridir. Zekâtta gerek fert, gerekse cemiyet adına birçok fayda ve hikmetler vardır.

Zekâtın mevzumuzla alâkalı yönü, onun mükellef mü’minleri üretime teşvik eden bir esas olmasıdır. Zira mü’minin zekât verebilmesi için, zekât nisabı kadar malı olması gerekir. Bu ise onu kazanmaya ve üretmeye zorlar.

Böyle bir mülâhaza ile çalışan bir insan, kendini hep ibadet neşvesi içinde hisseder ve birini bin yapmaya gayret gösterir. Bu da hiç şüphesiz üretime müspet yönde katkı sağlar.

Zekâtta aynı zamanda cebrî bir lütuf, tatlı bir zorlama da söz konusudur. Zekât sorumlusu olarak elinde âtıl altın, gümüş vs. bulunan bir insan bilir ki, eğer çalışıp servetini nemalandırmazsa, her sene vereceği zekâtla elindeki sermayesi bir müddet sonra nisap miktarının altına düşecek ve o fakirleşecektir.

Sermayeyi böyle âtıl bırakıp tükenmesini beklemek akıl kârı olmadığına göre, bu insan hep çalışıp kazanmayı düşünecektir. Bunun için, onu ya bizzat kendisi çalıştıracak ve ticaret vasıtasıyla nemalandıracak ya da bir başkasıyla çeşitli ticarî ortaklıklar tesis ederek hem kendisi kazanacak hem de başkasına kazandıracaktır. Hangi yolla olursa olsun, netice itibarıyla mal ve hizmet üretimi artacak, bundan herkes kazançlı çıkacaktır.

İşte zekât böyle tatlı bir zorlama yolu ile bir taraftan sermayeyi aktif hâle getirirken, diğer yönden de üretime hiç de küçümsenmeyecek seviyede katkıda bulunacaktır.

Hemen ifade etmeliyim ki, İslâm’dan başka hiçbir iktisadî sistem, üretim adına zekât gibi bir avantaja sahip değildir. Bu özelliği itibarıyla da İslâm iktisadı tektir ve başka hiçbir sisteme de benzememektedir.

264