Ayrıca ziraat, genellikle köylerde olur. İnsanların bütünüyle ziraatle meşgul olması şehirleşme için önemli bir engel sayılır. Bu ise sanayi ve ticaretin ölmesi demektir. Öte yandan, herkesin köyde bağını, bahçesini, tarlasını bırakıp büyük kentlere akın etmesi de bir başka arızayı tevlit etmektedir.
Günümüzde olduğu gibi hızla büyüyen kentler çirkinleşecek, altyapı probleminden hava kirliliğine kadar bir sürü sıkıntıyı da beraber getirecek ve büyüme hızı oranında dev meselelerin doğmasına sebebiyet verecek; netice itibarıyla yer altı ve yer üstü hizmetleri akamete uğrayacak ve işsizlik had safhaya yükselecektir.
Hâsılı, kalkınmanın bir denge içinde yürütülmesi şarttır. Bu da ileriye matuf belki 5-10, hatta 20-30 yıl sonrası için netice alınabilecek ölçüde master planların yapılmasını ve bu planların arızasız bir şekilde tatbikini gerektirmektedir.
Bu arada kalkınmada dışa bağımlı olma da kat’iyen göz ardı edilmemesi gereken önemli bir konudur. Hangi alanda olursa olsun dışa bağımlılık, kalkınmakta olan ülkelerin en büyük handikabıdır.
Kalkınmakta olan ülkelerde hızlı kentleşmenin doğurduğu sıkıntılara alternatif olarak ortaya konan köye dönüş projeleri üzerinde de hassasiyetle durulması gerektiği kanaatindeyim ki, yukarıda zikredilen hadisten bu mânâyı da anlamak mümkündür. Ayrıca hadiste, medeniyetten sonra bedeviyete geri dönüş veya bedeviyette ısrara ait esasları da görebiliriz ki bunların hepsi bir bakıma mezellet ve meskenet vaad eden şeylerdir.
Son olarak, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), mezelletin ortadan kalkmasını dine dönme şartına bağlamaktadır. Dine dönme, “dinin bir bütün olarak yaşanması” demektir. Konumuzla ilgili olarak dinin, kalkınma mevzuunda sunduğu teklifler aynen yaşanmazsa, mezelletten kurtulmak mümkün olmayacaktır. Kalkınmanın dengeli olması, bu yönüyle de ehemmiyet arz etmektedir.