İçeriğe geç

İnsana bu nazarla bakan İslâm, her meselede olduğu gibi, özel mülkiyet konusunda da orta yolu seçmiştir. Bir taraftan, ferde mülkiyet hakkı tanırken, diğer taraftan da onu belli prensipler doğrultusunda yönlendirerek, Allah rızasını ve toplum menfaatlerini nazara vermiştir.

Mülk Allah’ındır. Ancak O, bu mülkü, yine kendi mülkü ve memlûkü olan insana ariyet olarak vermiştir. İnsan, bu dünyada, o mülk üzerinde geçici bir tasarrufa sahiptir. Ve tabiî ahirette, dünyadaki bu tasarrufunun hesabını da verecektir.

Esasen, hem kapitalist hem de komünist sistemler özel mülkiyet meselesinde, insanı yanlış anlayıp değerlendirmeleri sebebiyle, çok ciddî hatalara düşmüşlerdir. Bunlardan birisi insanı ‘her şey’, diğeri ise, ‘hiçbir şey’ kabul etmiştir.

Hâlbuki İslâm, insanı en doğru şekliyle ele alır. O, bir yönüyle âciz, zayıf ve her şeye muhtaç bir varlık iken, diğer yönüyle de potansiyel olarak melekleri geride bırakacak kadar kıymetler üstü kıymeti haiz bir sultandır.

Bilindiği gibi, kapitalizm, üretimi esas alarak yola çıkmış; fakat, sonsuz bir ihtirasla sarıldığı üretimin, tüketimi körüklemeden devam etmeyeceğini anlayınca tüketimi esas alan bir sistem hâline gelmiştir.

Şu anda kapitalizm, bir taraftan üretimi hızlandırma, diğer taraftan da kendisi için tüketim, daha doğrusu sömürü pazarları bulma mecburiyeti gibi fasit bir dairenin içindedir. Bu neticeye, sınır tanımayan özel mülkiyet anlayışının sebep olduğunu söylemek de yanlış olmaz zannediyorum.

Komünizm ise, tüketimi esas alarak; fertler arasında yapılacak eşit dağıtımın, tüketimi asgarî seviyeye indireceği hayaliyle yola çıkmıştır. Hâlbuki insanî realiteler ve zapturapt altına alınamayan istekler tüketimi hızla artırdığından dolayı, tüketimle yarışa giren üretim de aynı oranda artmıştır.

258