İslâm, kul hakkına büyük önem vermiştir. Herkesin hesap endişesiyle titrediği kıyamet gününde, hiçbir suale tâbi tutulmadan Cennet’e girecek olan şehidin bile hesap vereceği tek husus, kul hakkıdır.6 Onun için her mü’min, üzerinde başkasına ait bir hak varken ölmekten şiddetle içtinap eder. Böyle bir inanç, insana kendi kazancına başkalarını ortak etme hasletini de kazandırır. Zira içinde bir başkasının alın teri bulunmayan hiçbir kazanç yok gibidir.
İçinde bir başkasının hakkı olmayan kazanç, beraberinde vicdan huzurunu da getirir. Vicdanen huzurlu bir insan ise, çalışırken daha bir aşk ve şevkle çalışır. Bu da yüzde yüze varan bir oranda üretime ve dağıtıma bir katkı ve ekonomide denge demektir.
Kapitalist bir sistemde, fertlerin vicdanen huzurlu olması mümkün değildir. Çünkü bu tür sistemlerde ahiret inancı olmadığı için fertler, birbirini sömürü unsuru olarak görürler. Dolayısıyla fertler, yaptıkları işlerde hukuk ve mantık açısından kendilerini mazur görseler de vicdanen huzursuzdurlar. Zira vicdan, tefessüh etmemişse hep doğruyu söyler ve doğruya meyleder.
Kapitalist sistem ve bu sisteme entegre olmuş insanın hâli ne ise, komünist sistemde de durum bundan daha farklı değildir. Ayrıca, komünizm ferdi kolektifleştirmenin yanında aynı zamanda onu yalnızlığa da itmiştir. Bu sistem için, cemiyet ve o cemiyeti meydana getiren fertler hiçbir mânâ ifade etmezler.
Komünist sistemin temel dinamikleri, devlet ve o devlet sistematiğini elinde tutan bir avuç insandır. Diğer insanların fert olarak da toplum olarak da hiçbir kıymet ve değerleri yoktur. Kazanmanın sınırı, bizzat devlet tarafından tespit edilmiştir.
Dipnotlar
- 6 Müslim, imaret 117,119, 120; Nesai, cihad 32: Muvatta, cihad 31.