Ayrıca zekât, zengin ve fakir arasındaki uçurumu kapatan sosyal bir müessese olması itibarıyla, iktisadî hayata tesir eden önemli faktörler arasındadır.
Bir cemiyette, sosyal dayanışmanın temin ve devamı, tabakalar arasında uçurumlar meydana getirilmemesine ve boşluk bırakılmamasına bağlıdır. Yani, havâs (üst) tabaka avamdan ayrı kalmamalı; zengin-fakir arasındaki irtibat kat’iyen koparılmamalıdır ki, toplumda anarşi meydana gelmesin.
İslâm toplumunda sosyal tabakalar arasında bu irtibatı temin eden en önemli dinamiklerden biri, belki de en birincisi, hiç şüphesiz zekât ve diğer yardımlaşma yollarıdır. Çünkü zekât sebebiyle zenginden fakire doğru sımsıcak bir şefkat ve mürüvvet inerken, fakirden zengine doğru da minnetsiz bir saygı ve hürmet yükselir.
Diğer sistemlerde, bu iki sınıf arasında bahsi edilen irtibatı sağlayacak bir esas olmadığı için hep kin, nefret ve düşmanlık hükümfermâ olmuştur. Oysaki, İslâm’ın hayata hayat olduğu zaman ve mekânlarda, zekât köprüsüyle zengin-fakir birbiriyle bütünleşmiş ve bu iki sınıf arasında sevgi, yardımlaşma ve dostluk hâkim olmuştur.
b. Meşru Kazanç
İslâm, kazanmayı meşru olma şartına bağlamıştır. Meşru olmayan kazanç, İslâm nazarında merduttur, reddedilmiştir. Daha önce bir başka bölümde meşru olan ve olmayan kazanç yollarını arz ettiğimizden, burada bir kere daha aynı şeyleri tekrar etmeye gerek görmüyoruz. Ancak, üretimle meşru kazanç arasındaki münasebete kısaca temas etmekte fayda var.