“Bu dünyada malı-mülkü çok olanlar, kıyamet gününde azlık kurbanı olanlardır. Ancak sağına, soluna, önüne, arkasına mal ve mülkünü dağıtanlar müstesna.”
Allah Resûlü böyle derken eliyle sağına, soluna, önüne ve arkasına işaret ediyordu. ‘Ben dönene kadar yerinde kal!’ buyurup bir süre benden uzaklaştı. Bu arada ben bir ses işittim ve Resûlüllah’ın yanına gitmek istedim. Sonra Resûlüllah’ın ‘Yerinde kal!’ buyurduğunu hatırladım ve vazgeçtim. Allah Resûlü gelince: ‘O işittiğim ses ne idi?’ diye sordum. Resûlüllah: ‘Sen o sesi işittin mi?’ buyurdular. ‘Evet’ dedim. Bunun üzerine Allah Resûlü şöyle buyurdular: ‘Yanıma Cebrail geldi ve bana ‘Ümmetinden her kim Allah’a hiçbir şeyi şerik koşmayarak ölürse Cennet’e girer.’ dediler.”8
b. Teşrî ve Tevcîhte Ölçü
Hz. Fatıma’nın eline Hz. Ali vasıtasıyla bir gerdanlık geçmişti. Ne Hz. Ali’nin ne de Hz. Fatıma’nın elinde böyle mal ve emtia uzun süre kalamazdı; gelen gelir ve Allah için bir başka yere verilirdi.
Hz. Ali hiçbir devirde evinde karnını doyuracak bir günlük yemekten fazlasını tutmadı. Dahası o, yaz-kış aynı elbiseyi giyerdi. Yazın terler, kışın ise tir tir titrerdi. Buna rağmen ganimetten eline geçen gerdanlığı hanımına vermiş ve Hz. Fatıma da bunu boynuna takıvermişti.
Efendimiz, kızının boynundaki gerdanlığı görünce kaşlarını çattı. O güneşe fer veren simada aniden bir tekallüs oldu. Aslında Hz. Fatıma, Efendimiz’in kadınların altın takmalarına müsaade ettiğini biliyor ve ona göre davranıyordu.
Evet, altın, kadınlar için mubahtı; o da, teşrîin kendisine tanıdığı bir hakkı kullanıyordu. Ancak onun mâşerîleşmiş bir vicdanı vardı. Ve bu tavrı, taşıdığı vicdana uygun değildi. Onun içindir ki, Efendimiz kaşlarını çatmış ve kızına hitaben şöyle demişti:
Dipnotlar
- 8 Buhârî, istikrâz 3; bed’ü’l-halk 6; isti’zân 30; rikak 13, 14; Müslim, zekât 33, 34.