“İster misin, insanlar, Peygamberin kızı boynunda Cehennem’den bir parça taşıyor, desinler?”
Hz. Fatıma hemen boynundaki gerdanlığı çıkarıp satmış, sonra da bu para ile bir köle satın alıp onu hürriyete kavuşturmuştu. Ardından Allah Resûlü’ne gelerek yaptıklarını anlatınca, Resûlullah’ın mübarek yüzündeki bulutlar dağılmış ve çehresi eski hâlini almıştı. Yani kızının yaptığından çok memnun olmuştu; memnun olmuş, ellerini açarak: “Peygamberin kızı Fatıma’yı Cehennem’e girmekten kurtaran Allah’a hamd olsun!” diye boşalıvermişti.9
Görülüyor ki, karşımızda iki tablo var: Teşrî ve tevcîh. Bir taraftan kanunu Allah koyuyor, diğer taraftan da kul incelerden ince hâle geliyor ve bütünüyle îsâra kilitleniyor.
Burada bir yanlış anlamayı önlemeye ihtiyaç var: İslâm, kendi müntesiplerine hiçbir zaman, elinizde ne varsa hepsini saçıp savurun ve başkalarına muhtaç hâle gelin, dememiştir. Aksine, İslâm’ın yaşandığı devrelerde Müslümanlar iktisadî yönden dünyanın en zenginleri hâline gelmişlerdir.
En büyük ticareti onlar yapmış; Yemen’e, Suriye’ye, oradan da ta Mâverâünnehir’e kadar ticaret kervanları teşkil etmiş ve ülkelerini dünya ticaretinin merkezi hâline getirmişlerdi.
Evet, o dönemde devlet ve millet fevkalâde zengindi. Ancak hiçbir zaman servet, fertlerin mihrabı hâline gelmemişti. Şahıslar sade bir hayat yaşıyor, israf ve tebzîrden olabildiğine uzak duruyorlardı. Ayrıca, cömertlikte âdeta herkes birbiriyle yarışıyor gibiydi.
Bütün bunları anlatırken, malın hiçbir kıymet ve ehemmiyeti yoktur da demek istemiyoruz. Zira mal ve emtianın kendisine göre bir yeri ve ağırlığı vardır. Bunu görmezden gelmenin doğru olmadığı da açıktır.
ba. Kazançta Denge
İnsan için çalıştığından başka ne vardır?
“İnsan için ancak çalıştığının semeresi vardır. Çalışmasının semeresi şüphesiz görülecektir. Sonra da ona karşılığı eksiksiz verilecektir.”10
Dipnotlar
- 9 Nesâî, zînet 39; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 5/278.
- 10 Necm sûresi, 53/39-41.