Diğer bir yaklaşımla bizde her fert, içinde yaşadığı cemiyetin lezzetleriyle mütelezziz ve elemleriyle müteellim olmalıdır ki, içtimaîleşme şuuruna ermiş olduğunu göstermiş olsun. Aksi hâlde birbirinden kopuk fertlerin ne cemiyet hayatından ne onun iktisadî yapısından ne de bedeviyetten kurtulduklarından bahsetmek mümkündür.
Bedeviyetten kurtulmuş fertlerdir ki ileri seviyede medeniyet ve umranlar kurabilmişlerdir. Bu da, teker teker fertlerin, cemiyetin hissiyatını ruhlarında duymalarıyla mümkündür. Böyle bir tevcîhin ise kanunu yoktur. Çünkü o, tamamen fertlerin yetişme tarzlarıyla alâkalıdır.
Bunun mânâsı şudur: Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan’da çeşit çeşit hükümler vaz’etmiştir. Bu hükümlerden iktisadî yapıyı ilgilendirenlerin yanı sıra ilgilendirmeyen ve başka sahalara ait olanlar da vardır. Şimdi biz mevzumuzla alâkalı olması bakımından iktisadî ve malî hayatla alâkalı olanlardan bir ikisini kaydedelim.
Meselâ, Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurur:
“Erkeklere kendi kazandıklarından bir pay, kadınlara da yine kendi kazandıklarından bir pay vardır.”5
Erkek çalışıp kazanmışsa, elde ettiği mâmelek onundur. Kadın çalışıp kazanmışsa, o da onundur. Bu itibarla da hem kadının hem de erkeğin mülk edinme hakkı vardır. Mirasta da durum aynıdır.
“Ana-babanın ve yakınların bıraktıklarından, erkeklere hisse vardır. Ana-babanın ve yakınların bıraktıklarından kadınlara da hisse vardır. Bunlar az veya çok belirli birer hissedir.”6
Böyle bir hakka hiç kimse el uzatamaz. Aksi zulümdür, tecavüzdür. Cenâb-ı Hak, insanlara bir taraftan mülk edinme hakkı verirken diğer taraftan da zekât vermeyi emretmektedir. Zekât, fakirlerin zenginlerdeki hakkıdır.
3. Teşrî ve Tevcîh Üzerine
a. Teşrî ve tevcîhin mânâsı
İslâm, iktisadî ve malî yapılanmayı iki türlü ele alır:
Birincisi, meselenin teşrî yönüdür. Bu yönüyle iktisadî hayat belli prensiplere bağlanmıştır.
Dipnotlar
- 5 Nisâ sûresi, 4/32.
- 6 Nisâ sûresi, 4/7.