İçeriğe geç

Abdurrahman b. Avf da bu şanlılardan biriydi. Bunlar hayatlarında Cennet müjdesi alan insanlardandı. Allah Resûlü bir defasında imamete onu geçirmiş ve arkasında namaz kılmıştı. Bu zat, neyi var neyi yok hepsini Mekke’de bırakmış ve Medine’ye öyle hicret etmişti. Ne var ki, bir keresinde Allah Resûlü, “Abdurrahman b. Avf’ı sürünerek Cennet’e gidiyor gördüm!” buyurmuştu. Sebebi sorulduğunda da: “Çok zengin olması” söylenmişti.

Aradan yıllar geçmiş, Hz. Âişe Validemiz Mescid-i Nebevî’de otururken dışarıdan gelen büyük bir gürültü dikkatini çekmişti. Yanındakilere gürültünün sebebini sorduğunda, Abdurrahman b. Avf’ın dillere destan ticaret kervanının Medine’ye yaklaşmakta olduğu söylenmişti. Duyulan ses ve gürültü de insanların bu kervanı karşılamaya koşmalarından ileri gelmekteydi.

Hz. Âişe Validemiz “Allah Resûlü doğru söylemiş!” dedi. Yanındakiler “Ne demişti?” diye sorunca da yukarıda zikrettiğimiz hadisi nakletmişti. Daha sonra bu söz Abdurrahman b. Avf’ın kulağına kadar gitti. Mahzun ve mükedder olmuş ve yediyüz deveyi yükleriyle Allah yolunda infak etmişti. Daha sonra da ya bizzat kendisi gelip veya birini gönderip: “Ey Anam, acaba ayaklarımı kurtarabildim mi?” diye sormuştu.7

İşte bu da tevcîhin ayrı bir yanı ve Abdurrahman b. Avf’ın engin ufku!. Ne var ki, herkesten aynı davranışı beklemek mümkün olmadığı gibi onu sınırlandırmak da mümkün değildir.

Hz. Ebû Zer (radıyallâhu anh) anlatıyor:

– Allah Resûlü tek başına Uhud’a doğru yürüyordu. Ben de hemen arkasına takıldım. Bir müddet arkasından yürüdüm. Uhud Dağını görünce: “Uhud Dağı kadar altınım olsaydı, hepsini dağıtırdım ve ondan bir dinarı hariç üç günden fazla yanımda beklemesini arzu etmem. O bir dinarı da yalnız borç ödemek için tutmak isterim.” buyurdular. Sonra devamla şöyle buyurdular:

241