İçeriğe geç

Mülk Allah’ındır. İslâm mal ve mülkü ele alıp değerlendirirken bu zaviyeden ele alır. Biz de meseleye bu zaviyeden yaklaşacak ve söyleyeceklerimizi hep bu ölçüler içinde söylemeye gayret edeceğiz.

Yeryüzü Allah’ındır. Biz de Allah’ın mülküyüz. Bu mevzuda teşrî ve tevcîh hakkı ancak ve ancak Malikimiz olan Allah’a aittir. Bugün yeryüzü sahnesinde biz bulunuyoruz. Dün başkaları bulunuyordu. Yarın da başkaları bulunacak. Gelen mutlaka gidecek; giden de bir daha geri gelmeyecek.

Hakkında gidip-gelme sözcüğünü kullanmak muhal olan Ezel ve Ebed Sultanı bir Zât vardır ki, ufûl etmeyen, yok olup gitmeyen sadece ve sadece O’dur. Malikiyet de sadece O’na aittir. Diğer malikiyetler ise izafîdir, geçicidir. Bunlar dünyaya gelince malik olduklarını zannederler; giderken de malik olmadıkları keder ve tasasıyla çeker giderler. Ne kadar, hâkimiyet iddiasında bulunanlar varsa, bunlar dünyadan göçtüklerinde ne mülkleri ne de hâkimiyetleri kalır. Her şey dağılır gider; dağılır gider ve sadece O kalır.

Öyle ise insan, dünya onu silkeleyip atmadan kendi iradesi ve irfanıyla daha sonra varacağı menziline yönelmeli ve durmadan dolup boşalan bu kararsız dünyaya gönül bağlamamalıdır.

Allah (celle celâluhu) ötede: “Bugün mülk kimindir?”3 diye soracak. Ve işte bizler ötelere ait bu soruya daha dünyada iken cevap veriyor ve “Mülk bütünüyle Senindir Allahım!” diyoruz. Bütün düşüncelerimizi de bu temel prensibe bağlıyoruz.

Şimdilik, sabah-akşam okuduğumuz ve bilhassa çarşı ve pazara çıkarken okunması sünnet olan şu duayı meselemizle alâkalı olması açısından kaydedip geçelim:

لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْييِ وَيُميِتُ وَهُوَ حَيٌّ لَا يَموُتُ بِيَدِهِ الْخَيْرُ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
236