Pek çok hâdisenin şehadetiyle denebilir ki; tarih boyunca kendini akıllı zanneden ve hiçbir zaman ahireti ve oradaki mesuliyeti düşünmeyen bir grup ‘şirzime-i kalîl’, asla mâşerî vicdanda kabul görmeyen ve görmeyecek olan bazı teklifler getirmiş; bu teklifleri fıtrî ve insanî bulmadıkları için onlara karşı çıkan insanları ezip geçmiş ve bu zavallılara, vahşilere rahmet okutacak zulüm ve işkenceyi reva görmüşlerdir.
Üstelik, yaptıkları bunca insanlık dışı davranışları masum ve meşru göstermek için de, yine kendi menfaatlerine uygun ve kamu vicdanının kabul edip etmemelerine bakmadan bazı kanunlar hazırlamış ve hunharlıklarını bu kanunlarla örtmeye çalışmışlardır.
Dünyanın birçok yerinde yapılanlar, bunlara birer misal teşkil edebilir. Gerçi onlar, bazen tek kişinin istibdat ve zulmünden halkı kurtarmak için yola çıkmışlardır ama, bu defa da halkı, belli bir grubun zulmü altında inletmişlerdir. İşçi hürriyeti deyip onların ağızlarına bir kaşık bal sürmüş, arkadan da herkesi inim inim inletmişlerdir.
Bizde ise mesele tamamen farklıdır. Bir kere bizde, onlarda olduğu gibi, “Sen gidersin, ben gelirim.”, “Bugün senin elinde, yarın benim elimde.” mantığı yoktur.
Bugün de yarın da mülk sadece ve sadece Allah’ın elindedir. Dolayısıyla vicdanlarımız, O’ndan gelen emir ve yasaklar karşısında saygılı ve iki büklümdür. Bu da bizi zulümden, tagallüpten ve istibdattan uzak tutan bir inayet eli gibidir.