Öyle de olması icap ederdi. Zira Mefhar-i Mevcudat Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), Müslümanları, bir bünyenin farklı uzuvlarına benzeterek bu uhuvveti şöyle ifade buyurmuşlardı:
“Birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamette, birbirlerine şefkatte mü’minler bir bedene benzerler. Onda bir uzuv rahatsız olsa, diğer uzuvlar da uykusuz kalır, ateşlenir ve onun ızdırabına iştirak ederler.”21 Evet, âlemşümûl kardeşliğin muktezası işte böyle olmak gerekir.
İktisadî yapının bir de böyle bir kardeşlik esasına oturtulduğu düşünülecek olursa, artık bu yapının sarsılıp yıkılması düşünülemez. Şayet Müslümanlar, bu şuurla bir araya gelir ve bütün gelir kaynaklarını böyle bir ekonomik sistem içinde çalıştırırlarsa, çok yakın bir gelecekte dünyanın en zengin ve en güçlü devletlerini kurmuş olurlar.
Zannediyorum böyle bir sistemleşme içine girildiği takdirde, Müslümanlar başkalarına el-avuç açmayacak, falan veya filan topluluk bizi kabul etsin diye çırpınıp durmayacaklardır.
Her şeye rağmen biz, ümidimizi yitirmiş değiliz. İnşâallah yitirmeyiz de; zira şimdilerde haricî ve dahilî binlerce hâdise, Müslümanları böyle bir çizgi ve zemine doğru itmektedir. Kardeşlik esasına dayalı bir ticarî ve iktisadî yapılanmayı –ümit ederim– yakın bir istikbalde bütün ihtişamıyla hepimiz müşâhede ederiz.
İsterseniz şimdi, buraya kadar izahına çalıştığımız temel esaslar çerçevesinde şekillenen İslâmî iktisat sisteminin hususiyetlerini anlatmaya geçebiliriz.
Dipnotlar
- 21 Buhârî, edeb 27; Müslim, birr 66.