İçeriğe geç

Bütün sistemler, görüş ve düşünceleriyle bir bir ufûl edip batmaya mahkûm iken, ufûl edip batmaktan müberra ve muallâ olan tek bir sistem vardır ki, hiç şüphesiz o da Kur’ân’la gelen sistem ve onun yoludur. Kur’ân, kelâm olarak mucize olduğu gibi, onun vaad ettiği sistem de mucizevîdir. Nitekim, birer birer yıkılıp giden bütün sistemler, bu hakikatin apaçık delilidir.

3. Özel Mülkiyet ve Hür Teşebbüs

İslâm ekonomisinin temel esaslarından biri de, hiç şüphesiz ferdin mülk edinme hakkıdır. İslâm, her mevzuda olduğu gibi bu konuda da tutarlı ve müstakîm bir yol takip etmiştir.

O, ne fertleri bütün bütün mülk edinmeden mahrum etmiş ne de onların ‘lâ yüs’el’ (sorumsuzca) harcamalarda bulunmasına göz yummuştur. Bu itibarla da İslâm, iktisadî yapısıyla, gerek kapitalizm ve gerekse sosyalizmden ayrılarak farklı bir çizgi takip etmiştir.

Mal-mülk edinme insanda fıtrî bir duygudur. Zira bütün umranlar ve bütün medeniyetler bu duygu ile kurulmuş ve korunmuştur. Ferdî mülkiyeti inkâr etmek suretiyle fıtratla çatışmak bir tefrit olduğu gibi, ferde, sahip olduğu şeylere sınır koymaksızın sonsuz bir tasarruf hürriyeti vermek de bir ifrattır.

Fert, ticarî ve iktisadî hayatında hür ve serbesttir. Meşru ve İslâm’ın çizdiği ölçüler içinde olmak kaydıyla o, istediğini alır-satar; topluma zarar verecek şekilde kenz ve stokçuluğa girmemek şartıyla malını saklar ve bunu belli pazarlarda değerlendirir. Onu korumak için gerekli tedbirleri alır. Zira, İslâm’da malı korumak, aynen canı ve ırzı korumak kadar mukaddestir ki, bu da İslâm’ın mala verdiği ehemmiyeti göstermesi bakımından çok önemlidir.

226