فَإِنْ لَمْ تَفْعَلُو : Bu husus daha evvel de ifade edilmişti. Bu cümle esas itibarıyla mâziye delâlet ediyor. Bunda şöyle bir işarî nükte söz konusu olabilir: Kur’ân-ı Kerim’in cihanı şereflendirdiği Saadet Asrı’nda Kur’ân-ı Kerim’e benzeyebilecek bir ifade ortaya konamadığı gibi, daha önceki yıllarda da konamamıştır. Evet, o dönemdeki hatiplerin müdebdeb ifadeleri, Kur’ân-ı Kerim’e hiçbir zaman nazire teşkil etmemiş ve onların o müzeyyen hutbeleri, Kur’ân-ı Kerim’in benzeri olmamıştır, olamamıştır.
وَلَنْ تَفْعَلُو Asla yapamayacaksınız!” Evet, geçmişte böyle bir şey yapamadığınız gibi, istikbalde de bunu kat’iyen yapamayacaksınız.! Hâdiseler de bu hususu teyit etmiş ve aksi zuhur etmemiştir.
Öyleyse فَاتَّقُو “Korkun, sakının!” Bu kelimeyle, ittikâya, korunmaya, sakınmaya, ilâhî himayeye girmeye çağrıda bulunulmuştur. اِجْتَنِبُو veya تَجَنَّبُو de denmemiştir. Çünkü tecennüp etme, mutlak olarak bir şeyden uzak durma demektir. Mesela insanın, gözüne doğru bir şey gelince gözünü kırpması infialî bir sakınmadır. Evet insan, kendisine gelip çarpan şeyler karşısında infialleriyle, refleksleriyle farkında olmayarak mukabelede bulunur ki, bunların her biri birer tecennüptür. Ama bu, o şeyi bertaraf edici bir sakınma değildir. Hâlbuki Kur’ân-ı Kerim’in nazarında matlup olan sakınma, esbabıyla sakınmadır. Buna göre deniyor ki: “Eğer Kur’ân-ı Kerim’in mislini getiremezseniz onun Allah kelâmı olduğu sizce de sübut bulacak. Allah kelâmı olduğu sübut bulduğu takdirde de O’nun (celle celâluhu) tehdidi ve sizin de su-i akıbetiniz söz konusu. Öyle ise, gelin o altı boş iddialardan vazgeçin.. O’nun (celle celâluhu) himayesine sığının.” İşte biz buna ittikâ diyoruz ki, bu da ancak emirlere imtisal, nehiylerden de içtinap etmekle olur.