İçeriğe geç

Kur’ân, sarahaten olduğu gibi işareten ve remzen de pek çok kevnî veya ilâhî hakikatleri haber verir ki, vakti ve sırası geldiğinde bunlar bir bir zuhur etmiştir. Bu mevzuda ehl-i kalb, ehl-i şuhûd, ehl-i mükâşefe gerek kevnî hakikatlere dair, gerekse kendilerine ilham edilen ulûhiyet hakikatlerine dair neyi keşf ve müşahede etmiş ve kitaplara geçirmişlerse bütünü geçmiş kitaplarda hem de onca tahrife rağmen mevcuttur ve Kur’ân-ı Kerim’in bu mevzudaki beyanlarına tıpatıp uymaktadır. Uymayan hususlar, tahrif kurbanı hususlardır.

Kur’ân-ı Kerim’in vücûh-u i’câzından biri de onun şebâbeti yani her devirde genç kalmasıdır. Üstad buna misal verirken يَۤا أَهْلَ الْكِتَابِ hitabını يَا أَهْلَ الْمَكْتَبِ teviliyle ele alır.[12] Aslında Kur’ân’ın hangi âyeti ele alınırsa alınsın, tarâveti, halâveti, şebâbeti insanı büyüler mahiyettedir.

Buna yakın Kur’ân-ı Kerim’in diğer bir mucizevî yönü de, onun daima zamanı aşma keyfiyetidir. Zamanın Kur’ân’ı kayıt altına alamamış olması; mesela bütün devirlerde hayat-ı şahsiyeye verdiği ders ve terbiye, hayat-ı içtimaiyeye verdiği ufuk enginliği ve bütün devirlerin derdine derman olacak reçetelerden, faizin haramlığı ve zekâtın farz oluşu gibi prensipleri, Kur’ân’ın zamanla aşınmadığını, aksine onun bütün zamanları, devirleri aştığını ve mu’ciz bir beyan olduğunu gösterir.

Onun bir diğer yönü de, içtimaî hayata dair vaz’ ettiği düsturlar ve terbiye ile ilgili getirdiği prensiplerdir. Şu âna kadar insanlığı terbiye adına terbiyecilerin ortaya attıkları prensiplerin yetersizliği ve aczine mukabil; Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın bu konudaki kifâyeti onun mucize olduğunu gösterir. Bunun için sırf günümüzde arz edilen yarım yamalak dersler bile nazar-ı itibara alınacak olursa, Kur’ân’ın terbiye mevzuunda dahi bîhemta olduğu ortaya çıkar.

510