فِي رَيْبٍ bir zarftır. Şayet reyb birine zarf ise o da reybin mazrufu olmuş demektir. İnsanlarda reybin mahalli kalb, dimağ veya vicdandır. Vicdanda reyb olur mu, olmaz mı o felsefi bir konu ve münakaşası yapılabilir. Ne var ki bu reyb, bu şek ve tereddüt hangi sistemde olursa olsun onları öyle pençesine almıştır ki, artık hep reyb içinde yüzüyor, reyb düşünüyor ve reyb konuşuyor olmuşlardır. Evet, maraz önce kalbde başlar, sonra da metastazla bütün bedeni istila eder. Bu mânâ, cezâlet-i beyanda açıktır ve bu konuda bütün kelimeler birbirini takviye etmektedir. Ayrıca رَيْبٍ kelimesindeki tenvin de tenvi’ içindir. Yani pek çok mütenevvi reybler demektir. Bu da bir yönüyle reybin çokluğunu göstermek içindir. Bir yönüyle فِي zarf edatı, bir yönüyle de keynûnet hususiyeti ve diğer yandan tenkîr tenvininin bulunması ciddi bir tesânüt ve tenâsüp içinde reybîliğin derinliğini aksettirmektedir.
مِمَّا نَزَّلْنَ cümlesinde de aynı tenâsübü görebiliriz. Cümleye yapılan bir takdire göre مِنْ teb’îz mânâsı ifade eder. مَ kelimesi nekredir ve “şey” mânâsına gelir ki مِمَّ “indirdiğimiz şeyin bir parçasından” demek olur.
Ayrıca, نَزَّلْنَ kelimesi, peyderpey indirmek mânâsını taşıması açısından yine cüz’iyet ifadesiyle aynı hususu işaretliyor.
سُورَةٍ kelimesi, bütün Kur’ân değil herhangi bir sûre demektir ki bütün bunlar, “Kur’ân-ı Kerim’den bir tek parçaya nazire getirin.” mânâsı etrafında toplanmaktadır ve burada da bir tecâvüb ve tesânüt söz konusudur.