Meselâ insan, bütün gün aç durup da akşam vakti tıka basa karnını doyursa, sahurda da yine iftar vaktiyle yarışır gibi yemek yese, bu insan elbetteki oruçtan beklenen neticeyi elde edemeyecektir. Zira oruçtan gaye şehveti kırmaktır. Hâlbuki günde belli kalorinin üstünde alınan gıdalar şehvetin kırılması şöyle dursun, şehvete payanda olmaktadır. Dolayısıyla da böyle yiyip içen bir insanın oruçtan fayda görmesi imkânsızdır.
İnsan normal vakitlerde de yeme ve içmesine dikkat etmelidir. Az yeme, az içme ve az uyuma, değişmeyen İslâmî bir prensiptir. Efendimiz a’zamî midenin üçte birini yemeğe, üçte birinin de suya ayrılmasını tavsiye eder. Geri kalan üçte birlik yerin ise, boş bırakılmasını öğütler. Allah katında en sevimsiz kabın dolu mide olduğu da yine Efendimiz tarafından ifade buyrulmaktadır. Öyle ise oruçta da aynı ölçülere riayet etmek mecburiyetindeyiz.
İstenen ölçülere riayet etmediği hâlde, oruçtan beklenen neticeyi elde edemediğini söyleyen bir insan, oruca iftira ediyor, demektir. Oruç mutlaka faydalıdır ama o insan yalan söylemektedir.
Allah Resûlü’ne birisi gelir, kardeşinin şiddetli bir karın ağrısına tutulduğunu söyler. Allah Resûlü ona bal şerbeti içirmesini tavsiye eder. Adam ertesi gün gelir ve karın ağrısının daha da arttığını söyler. Efendimiz yine aynı tavsiyede bulunur. Üçüncü gün adam aynı şeyleri söyleyince, Allah Resûlü “Allah doğru söylüyor; fakat senin kardeşinin karnı yalan söylüyor.” karşılığını verir.4