İçeriğe geç
34. Bölüm

Her davanın zuhurunda o davanın fertleri mukaddes göç ile emrolunmuşlardır. Günümüzde bir beldeden bir beldeye gitme, orada Hakk’a hizmet etmeye çalışma, mukaddes göç sayılabilir mi?

Her davanın zuhurunda o davanın fertleri mukaddes göç ile emrolunmuşlardır. Günümüzde bir beldeden bir beldeye gitme, orada Hakk’a hizmet etmeye çalışma, mukaddes göç sayılabilir mi?

Mukaddes göçten kastımız hicrettir. Hicret, altında çok büyük mânâ ve büyük hakikatler yatan oldukça büyük bir meseledir. Bu kelime, insanın bir beldeden bir beldeye hicret etmesini ifade ettiği gibi, insanın bir düşünceden başka bir düşünceye hicret etmesini de ifade eder. Ve yine insanın kendi özünden kendi özüne hicretine de delâlet eder. Ben bu çok geniş, çok derin, çok muhtevalı kelimeyi, hem kelimenin kamet-i kıymetine uygun şekilde hem de bugünkü önemi ölçüsünde ifade etmeye muktedir olabilir miyim bilemem, ama Rabbimin ihsanı ölçüsünde arz etmeye çalışacağım.

Hicret, her yüce davada çok önemli bir esastır. Evvelâ şu kaziyye ile başlayalım: Hicret etmedik büyük bir dava adamı, büyük bir mefkûre adamı, büyük bir vazifeli ve ideal adamı yok gibidir (dikkatli konuşuyorum). Bugüne kadar hemen herkes, doğduğu yeri, o yüce davası uğruna terk etmiş ve başka bir yere gitmiştir. Hicretin, Allah emri1 olarak yapılmış olması, onun en bereketli, en ağırlıklı tarafıdır. Çünkü, hicret eden şahsın, ileride vereceği hizmet adına bu göçle gelen bir kısım mânâlar var ki, o yönüyle de çok ehemmiyetlidir.

252