İçeriğe geç

Hiç şüphe yok ki bu kudsî muhacirler arasında en büyük muhacir, Efendimiz’dir (sallallâhu aleyhi ve sellem). Çünkü hicret, her şey gibi O’nunla (sallallâhu aleyhi ve sellem) tam doruğa ulaşmıştı. Efendimiz’in ubûdiyeti, ibtida ile intihayı cem buudluydu. Evet O, kullukta, en mübtediyane mebde’li ve en müntehiyâne edalıydı. Semavî sofrasında Cibril (aleyhisselâm) bir bedevi ile aynı kaşığı kullanabiliyordu. O’nun hicreti de bu çizgide cereyan etmişti.

Evet, Mekkeli Medine Efendisi’nin göçü çok meşakkatli ve o kadar da derin, çok muhataralı ve o kadar da muhtevalı gerçekleşmişti. Başka peygamberlerde hicretin ne seviyede ele alındığını bilemiyoruz; ama O, “Hicret etmen şartıyla…” deyip herkesin elini sıkıyordu. Hatta hicret etmeyene o gün, münafık nazarıyla bakılıyordu. Ancak, Velid İbn Velid, Ayyaş İbn Rebia, Seleme İbn Hişam gibilere hicret etme fırsatı verilmemişti ve bunlar mâzur görülmüşlerdi.

Evet, sadece bu üçü hicret edemeyen tali’lilerdendi. Onların hayatlarında meydana gelen bu gayri iradî boşluğu da Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) dualarıyla doldurmaya çalışıyordu. Ve bu hâl “O mevzu seni çok alâkadar etmez.”5 buyrulacağı âna kadar da devam etti.. evet, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) hiç durmadan ellerini kaldırıyor: “Allahım, Velid İbn Velid’e; Allahım, Seleme İbn Hişam’a; Allahım, Ayyaş İbn Rebia’ya necat ver!” diye yalvarıyor ve inliyordu. Zira bunlar ilk Müslüman olanlardandı.

Ayyaş, Ebû Cehil’in anne bir kardeşiydi. “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah” dediği andan itibaren zincire vurulmuştu. Mekke fethedilinceye kadar da ayağında zincir, boynunda bukağı, yer yer ağabeyi Ebû Cehil’in tokatlarıyla inleyip durdu; zaman zaman da -İslâm’la şereflenince Yermuk’un kahramanları arasına katılan- yeğeni İkrime’nin tekmeleriyle…

257